bıraktığımız yerden devam ediyoruz.
yazarlar: Chris Claremont
çizerler: John Romita Jr., Barry Windsor-Smith
- Gene tuhaf bir X-Men, güzel bir "Conan" sayısı okumaya devam ediyoruz. Eski bir annual'daki "saraya tutsak getirme kandırmacasıyla muhafızlara pusu" taktiği bir kez daha kullanılıyor, Ororo'nun barbar seviyesi aldığını rage açmasından anlıyoruz, günün sonunda ise "her şey eski haline dönüyor." E dönüyor tabii, ne olacak, Marvel-Manhattan'ı kılıç-ve-büyünün yeni beşiği olacak değil ya.
Sayının sonunda, gelecekte çözülecek şeylere bir olta olarak NIMROD pembe temasıyla bu zaman-çizgisine geliyor. - Genelde arka plana atılan Nightcrawler ve Colossus ikilisine Rogue eşlik ediyor. Onlar malikane sınırları içinde oynayadursun, geri kalanlar ve Rachel Japonya'dan dönen Kitty ve Wolverine'i karşılıyor (bkz: Kitty Pryde and Wolverine miniserisi). Rachel'ın aşırı travmatik geçmişine dair daha fazla flashback görüyor, NIMROD'un bu gelecekle ilgili olduğunu öğreniyoruz. Ya bu arada... bu Rachel kaç yaşlarında kardeşim? 19-20 mi, 24-26 mı? Neyse, A-plot'a geri döndüğümüzde New Mutants'ın sevgili maskotu Warlock'un babası Magus'un dünyaya gelip etrafı yıkıp döküyor, başta andığım üçlü ise onunla dövüşüyor. Neden New Mutants değil de X-Men hikayesi? Sanırım 1) Warlock-Magus yüzleşmesini geciktirmek isteği ve 2) Magus'un New Mutants'tansa X-Men'in kalibresine uygun olduğunu vurgulamak. Grup sayıları genelde grup-içi dinamikleri göz önüne serer demiştim, bu sayıda da Rachel'ın geçmişine ek olarak Nightcrawler'ın liderliğe uygun olup olmama iç çekişmesi bir diğer tema olarak öne çıkıyor.
Bu sayının "gelecekte çözülecek şeyler oltası" da Xavier'ın okulda "mutie-aşığı" diye linç edilmesi. - Bilmeyenlere hatırlatma, Claremont devri X-Men 94 ile başlamıştı. Yani 193 bu devrin 100. sayısı ve kendini tutamayan Claremont bunun şerefine bir çifte-sayı patlatmış. Malum, adamın zaten yazdıkça yazası var, her bahaneyi kullanıyor. Sayıya gelirsek:
* Banshee Muir adasından kaçırılıyor! Hem de rahmetli John Proudstar(?!) tarafından!
* Ölümle burun buruna gelen Xavier kendini Morlock tünellerinde ve fetiş kıyafetleri içinde buluyor. Doktorun emirleri net: "kendini çok zorlama, yoksa ölürsün!"
* (Bu arada Claremont'un biraz kindar, biraz kaprisli bir şekilde mutant dünyasına kendi dışında yapılan müdahaleleri silme eğilimi var. İleride daha bariz örneklerini de göreceğiz ama bu vaziyetin bu sayıdaki örneği Power Pack sayfalarında, Louise Simonson tarafından yaratılan Annalee karakterinin çocuklarının öldürülmesi.)
Uzunluğundan dolayı özet yazması zor bir sayı. Claremont normal sayılarda bile A-plot B-plot işini çok iyi kotarırken çifte-sayılarda C, D diye gidiyor. Ana hikayeye geri dönelim:
100 sayı önceki hikaye esnasında ölen ağabeyinin intikamını almak için diğer Hellionlarla birlikte çalışan James Proudstar, o hikayenin tüm nostalji değerini sağmak için o askeri üsse sızmış, X-Men'e tuzak kurmuş. Gene Kurt'un liderlik şüpheleri, gene Rachel'ın travmatik geçmiş krizleri, Xavier'ın bu sayının başında söylenenin aksine kendini zorlaması (ileriki sayılarda sık sık göreceğimiz bir tema). Bu sayıda Firestar'ı ilk kez görüyoruz ve Empath şerefsizinin istismarına kurban olduğunu öğreniyoruz. Uzun lafın kısası, çok iyi bir "100 sayı özel" olmuş. Bir de, Claremont'un bir daha hiç kullanmayacağı Firestar'a 40 sayfada bu kadar tatlı bir karakter yaratmasına şapka çıkarıyorum. Sahi, ne vesileyle bir kere görünen karakter bu kadar tutmuş anlam veremedim. 90lar gerçekten de Marvel'ın "herkesin kendi dergisi olsun" devriymiş anlaşılan.
Geleceğe olta: NIMROD pembe bir adam kılığına girmiş, birilerinin ev misafiri olmuş. N'apıyorsunuz, tuhaf bir komedi mi bu?! - A-plot'ta bankada hesap açmaya çalışan Juggernaut'un yarattığı gerilim ve ortama dalış yapan NIMROD var (evet gerçekten de tuhaf bir komedi okuyoruz). B-plotta sonunda ertelenen Afrika yolculuğuna çıkan Ororo'nun Kenya'da nazi beyazlar tarafından taciz edilmesine tanıklık ediyoruz. Tabii, Claremont'un Ororo hayranlığı sayesinde şimdilik ciddi bir sıkıntı olmaksızın nazileri tokatlıyor, ileride işler değişebilir. Ufak detaylarda, Colossus o kadar silikleştiriliyor ki onun imza hareketi Fastball Special'ı bile Rogue'a yaptırmaya başlamışlar. Bu Colossus size ne etti?! Daha doğrusu belli ki Claremont'un bu karakterle yıldızı barışmayacak, ekipten çıkıp da hevesli bir yazarla solo serisine başlasalar keşke. Nasıl ki Angel'ı X-Men'e katma işi tutmadı, bu da aynı şekilde olabilir.
Geleceğe olta: Rus Nick Fury'si (göz bandı bile var) bile Amerika'nın ani mutant-nefretini anlamlandıramıyor ve yaklaşmakta olan gelecekten endişe duyuyor. - Bir "X-Men'in popülerliğini başka serileri reklam etmek için kullanalım" sayısı. Power Pack nam 4 kardeşin Morlock'larla yaşadığı bir drama X-Men sayfalarında devam ediyor (bkz: 193'ün özeti). Büyük ölçüde filler bir bölüm ama bizi ilgilendirebilecek detaylara bakalım:
* Kitty'nin yavaş yavaş "doğal lider" olması. Bildiğim kadarıyla X-Men sayfalarında bu vakte kadar böyle bir şey olmadı ama belki Claremont'un Excalibur'unu bu perspektiften okumak faydalı olacaktır.
* Morlock'lar arasındaki iç çekişme ve X-Men'in (en azından Wolverine'in) Callisto'ya olan itimadı
Geleceğe olta: "okula çağırılıyoruz, Magneto tarafından!" bildirisi. Yeni bir Secret Wars etkinliği başladı ve hakkındaki yorumları dikkate alarak okumakla uğraşmayacağız. - Kara bir alamet: kapakta Rachel'ın aşırı BDSM Hound kostümü var. Yan hikayelerde Secret Wars 2'de Beyonder'la yüz yüze gelen Nightcrawler tanrı inancını sorguluyor, Ororo Afrika'da başından vuruluyor, Rachel Beyonder'ı etrafta gezinip insanlık öğrenirken görüyor. Ana hikayede Charles, (kendine olduğunu bilmediği) bir süikasti etkisiz hale getirmek için X-Men'i organize ediyor. Bu esnada Kitty ırkçılara n-word kullanıp "çivi çiviyi söker" taktiği denese de onu ölümden kurtarmak psişik saldırı sonucu dellenen Rachel'a kalıyor. Irkçı pislikleri kurtarmak ise Magneto'ya kalıyor. Evet, Magneto anlaması güç bir şekilde (yani, New Mutants sayfalarındaki gelişmeler sonucunda) X-Men ile takılmaya başlıyor.
Geleceğe olta: Beyonder boş boş konuşuyor ... evet Beyonder'ı gördüğüm anda dikkatim dağılıyor. Bu Secret Wars 2 tantanası bitsin lütfen. En azından ilkinde kendi başına ayrı bir seriydi, normal okuduğumuz şeylere salça olunmuyordu. - Uzuunn bir rüya sekansıyla açılıyor... aslında tüm sayı filler ya. Arcade bir kere daha X-Men'i (bu defa sadece Colossus ve Shadowcat) kaçırmış, kendi eğlencesi için kullanıyor. Yan hikayelerde Scott Moira'nın daveti üzerine (hamile karısını Alaska'da bırakarak) malikaneye dönmeye hazırlanıyor, NIMROD iyice romantik komediye dönmüş bir şekilde bir diner'da kankasıyla takılırken silahlı soyguna engel oluyor. Ana hikayenin sonunda ise Colossus ve Shadowcat başarısız aşk hikayelerindense arkadaşlıklarına bir şans vermeye karar veriyor.
Geleceğe olta: önceki sayıda başından vurulan Storm gözlerini açıp başında dönen akbabalara meydan okuyor. - Lifedeath II: Claremont göz ağrısı Ororo'dan çok uzak kalamamış, tamamen ona odaklanan bir sayı. Hatta Lifedeath'in sanatçısı Windsor-Smith de tekrar geri gelmiş. Açıkçası diyecek çok bir şey yok, gerçek bir klasik. Hatta bence Lifedeath I'den daha başarılı çünkü dikkat dağıtıcı öğeler yok: saf bir şekilde Claremont'un Ororo aracılığıyla doğum, yaşam, ölüm, teknoloji ve doğa, geçmiş ve gelecek temaları üzerine denemesini okuyoruz. Biraz X-Men bilen herkese şiddetle önereceğim bir sayı.
- Tehlike Odası'nda antrenman yapan Cyclops'la açılıyor sayı, Alaska'dan geri geldiğini söylemiştik. 3 veya 4 hikaye var bu sayıda. İlkinde Cyclops'a odaklanıyoruz. Bir yandan bilmese de alternatif bir zamandaki kızı Rachel'la ilişkisi, diğer yandan Xavier'ın hayati tehlikesi ve okulun Magneto'ya kalması ihtimaliyle yüzleşme. Bir diğer hikaye Rachel'ın aşırı travmatik geçmişiyle yüzleşmesi. Bu yüzleşmenin sonunda bir nebze olsun bir ümit taşıyabilmek için annesinin Phoenix adını -ve iddialara göre gücünü- sahipleniyor. Bana kalırsa tüm sayının en önemli alt-hikayesi bu, ki bu sayıda bunlardan çok var. Son alt-hikayemizde, Mystique tüm çıkarcılığını konuşturup yanında casusluk yaptığı Val Cooper'a "bizi rahat bırak, biz de hükümetin maşası olalım" teklifiyle geliyor. Buradan Claremont'un hükümet maşaları hakkındaki görüşlerine dair çıkarımlar yapmak mümkün olabilir. Uzun lafın kısası, bu Özgürlük Gücü/Freedom Force'a bir deneme görevi veriliyor: Magneto'yu yakalamak. Bu da bizi ana hikayeye getiriyor: Kitty ile birlikte DC'deki Holocaust anmasına katılan Magneto toplama kampı yoldaşlarına rastlamışken Mystique hamlesini yapıyor. (Ufak not: çizgi romanlarda Magneto-Mystique karşılaşması gayet düşmanca olmuşken neden filmlerde bunları can dostu yapmışlar? İkisi de Kötü Mutant Kardeşliği'ne önderlik etti diye bir fikir birliği var mı sandılar acaba?) Ayrıca bu esnada X-Men sayfalarında ilk kez Spiral'i görüyoruz ve Mojoverse/Longshot anılıyor, onun da mini-serisini almamızı salık veriyorlar. Çekişmeli bir kapışmanın ardından her ne kadar X-Men ve Magneto galip gelse de Magneto mutant terörizminin davasına faydadan çok zarar getirdiğine kanaat getirip davaya çıkmaya razı geliyor.
- Claremont'un 200. sayı gibi bir fırsatı kaçırmayacağını bilmemiz gerek, bu tabii ki çifte-sayı olacaktı. Ana hikaye Magneto'nun yargılanmasına odaklanıyor (e bi' zahmet). Peki bu yargılanma esnasında adam nasıl oluyor da yeni bir kostüm giyiyor? Bizde "mahkemeye takımla çık, iyi hal indirimi alırsın"ın Marvel eşdeğeri bu muymuş? Ana hikayede açıkçası çok bir "hareket" yok, bol bol konuşma var. İlginç bulduğum bir nokta, Claremont'un orijinal X-Men sayılarındaki Magneto'yu bir bakıma tarihten "silmesi": avukatı, "yargılanacaksa bile bebek haline getirildikten sonra yaptıkları sebebiyle yargılansın" derken Claremont da bize "benim gelmemden önceki Magneto'yu unutun gitsin" demiş oluyor. Yan hikayelerde ise X-Men, bu davayı kendilerine iftira atmak için kullananlara (Andrea-Andreas Strucker) karşı halkı koruyor, Lilandra bir kez daha sağlığı iflas eden sevgili Xavier'ı kurtarmak için dünyaya geliyor (bu hikaye örgüsü çizgi romanlarda daha önce olmuş muydu, yoksa ben X-Men '97ile mi karıştırıyorum emin olamadım) , kocasının peşinden malikaneye gelen Madeline bir başına doğum yapıyor. Hikayenin sonunda bunlar büyük ölçüde çözümleniyor: Struckerlar, nam-ı diğer Fenris ikilisi, X-Men 161'de babalarının tekerine sokulan çomağın intikamını almak için mahkeme salonunu basıyor, bu çatışma sırasında Magneto günü -ve insanları- kurtarıyor ama iyice hırpalanan Xavier ölüm eşiğinde okulun sorumluluğunu üstlenmesi konusunda Magneto'ya baskı yapıyor, tam bu esnada gelen Lilandra "bir saat içinde geri döneriz" diye Xavier'ı uzay-hastanesine götürüyor ama dönmüyor. E dava ne oldu?! Tüm sayı bunu bekledik, sonunda beş yargıçtan birinin "gerçek dava halkın intibası" demesiyle oldu bittiye geldi. Fenris dövüşünde öldüğünü düşünseniz bile gıyaben yargılamanızı yapıp karar da verebilirdiniz ama muğlak kalmak daha kolay gelmiş anlaşılan.
Geleceğe olta: Magneto, aynı noktada saatler sonra diyor ki: "Sana bir söz verdim Charles. Bedeli ne olursa olsun sözüme sadık kalacağım."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder