bıraktığımız yerden devam ediyoruz.
yazarlar: Chris Claremont, Barry Windsor-Smith
çizerler: John Romita Jr., Barry Windsor-Smith
- Secret Wars'un ardından X-Men Dünya'ya dönüyor. Yalnız ufak bir teleport şaşması sonucu New York değil, Tokyo'ya varıyorlar. Uzaydayken Kitty'nin ejder dostu Lockheed'e gözünü dikmiş bir dişi, Tokyo'nun altını üstüne getiriyor, kahramanlar da günü kurtarıyor. Wolverine bu esnada yetim kalan bir çocuğu sevgili dostu Mariko'ya emanet ederek tam bir girl dad olduğunu bir kez daha gösteriyor. 12 sayı boyunca hareket dolu SW okuduktan sonra gerilimi azaltmak için hoş bir sayı olmuş.
Benim burada anlamadığım mesele şu: Secret Wars 12 ay boyunca yayınlanmış, yani bu sayı teknik olarak hikayenin önceki adımından önce çıkıyor. Acaba Claremont "dönerken böyle bir sorun çıksa çok komik olmaz mıydı" diyerek Tokyo'ya mı gönderiyor, böylece SW#12'e o ufak kaza sahnesi konuluyor, yoksa Claremont'a "SW böyle bir kazayla bitecek, o yüzden New York'a dönmesinler" mi deniyor? Benzer bir şekilde, ileride Colossus Kitty'den ayrılması yönetimin "SW'de böyle bir şey yapacağız o yüzden onları ayır" demesiyle mi oluyor? Söz konusu kadının adı, adı henüz konulmadığı için mi anılmıyor? - Claremont'un X-Men sayılarını iki genel kategoriye koyabiliriz: ekibin bir arada maceraya çıkıp grup arası ilişkilerine odaklanan sayılar, veya karakterlerin yalnız başlarına ufak maceralara çıktığı ve karakterlerin iç dünyasından gelen dramalara odaklanan sayılar. Bu da ikinci kategoriden bir sayı ve Rogue'a odaklanıyor. Rogue'un bilinçaltına bastırdığı Carol Denvers anıları ve kimliği beklenmedik bir tetiklenmeyle yüzeye çıkıyor, Rogue da nasıl bir deliliğin pençesinde olduğunun dehşetiyle yüzleşiyor. (SHIELD'ın içinde Hellfire Club casusları olduğu bilgisini de bu parantez arasına sıkıştırayım.)
Rogue'a "bir zamanların kötü karakteri" diye bakmak tabii çok kolay ama Carol Denvers vakası yaşandığında belki tam anlamıyla bir yetişkin bile değil. Kimseye dokunamayan bir çocuğun üvey ailesi tarafından manipüle edilerek suça sürüklenmesi, ardından da kendini 25-30 yaşlarında bir kadının zihniyle bir arada yaşar bulmak ciddi bir travma olsa gerek. Uzun lafın kısası Rogue'u daha önce hiç ne kadar genç olduğunu bilerek okumamıştım ve şimdi halinde trajik bir yan görmeye başladım. - Bu defa Colossus odaklı bir sayı. Colossus Kitty'den ayrılıyor, kalbi kırık kızımız bir süre ailesini ziyaret etmek ve kafasını toplamak için okuldan gidiyor, Logan ise girl dad'liği konuşturup Colossus'a akıl vermek için bara gidiyor. Lakin barda alemlere akan Juggernaut'a rastlayıp kavga çıkarmaları gibi ufak bir pürüz oluyor, bu esnada da bar yıkıldığıyla kalıyor. "Umarım Colossus dersini almıştır!" (İlk olarak New Mutants'ta gördüğümüz Selene'in tekrar boy göstermesini de bu parantez arasına sıkıştırayım.)
Gerçekten, X-Men okudukça Claremont'un Colossus karakterinden bir noktada sıkıldığını ve onu sadece Kitty ile ilişki üzerinden ele almak istediğini daha iyi anlıyorum. Bu ilişki de editörya tarafından zorla (ve bence iyi ki) sonlandırılınca Colossus daha ziyade unutmak istediği bir karaktere dönüşüyor. Bu sayıyı da bu ilişkinin bitirilmesine duyduğu hıncı atmak için yazdığına inanmak istiyorum. - Burada X-Men'in kanatlarının altına yeni bir yavru kuş katılıyor: Rachel Summers! Daha önce Days of Future Past'te görmüştük, şimdi (bir şekilde) kendini geçmişe göndermiş. Çok şaşırtıcı olmayan şekilde karakter odaklı bir sayı çünkü karakteri bir bakıma ilk kez sahneye çıkarıyor. Rachel, büyük zulümler görmüş (ayrıca saçı da kısa kesim) genç bir kadın olmasıyla bana biraz V for Vendetta'daki Evey'i anımsatıyor. Neyse, sayının büyük bölümünün X-Men ile pek ilgisi yok, kendini garip bir diyarda bulan bir yabancının insanların iyiliğine sığınması ve avcıların (Selene) hedefine girmesini ele alıyor. Sonunda da avcılardan X-Men kurtarıyor. (Forge'un ilk kez -ve tam bir rock yıldızı gibi- göründüğünü de bu parantez arasına sıkıştırayım. Teksas taraflarında hükümet -ve aralarına sızmış mutant casus Mystique- bir işler peşinde!)
- Rogue odaklı olsa da hareketli ve yan karakterlere de yeterince vakit ayıran bir sayı. 182'deki olaylar sonrasında hükümet Rogue'u hedef tahtasına koymuş, Forge'un güçsüzleştirme silahı için iyi bir denek olarak görüyor. Xavier ile terapiden çıkan Rachel bu zaman çizgisindeki anne-babasıyla(?) görüşüyor. Rogue memleketine kaçmış. Üvey anneleri onun için en iyisinin ne olduğuna karar vermeye çalışıyor. Rogue ve Storm kendi küçük terapi seansını yapıyor. Rogue dünyaya Storm gibi bakmanın anlamını öğreniyor. Lanet Olası Federaller her şeyin içine ediyor! Ve sonunda da felaket saati vuruyor: Rogue'u hedef alan güçsüzleştirme ışını, onu kurtarmak için araya giren Storm'u etkiliyor. Sonraki sayı: alakasız bir cross-over sayısı... bi dk, ne?
- Şaka şaka. İlk olarak X-Men 53'te gördüğümüz, ardından efsanevi Conan serisinde nam salan Barry Windsor-Smith, hem yazar hem çizer olarak efsanevi bir X-Men sayısı için Claremont'a eşlik ediyor. Ayrıca Claremont gene kendini tutamayıp çift sayı yazmış. Bir dur be adam. Neyse, huzurlarınızda Lifedeath!
Öncelikle, çizimler gerçekten çok güzel. Barry bir masa başında çalışınca gerçekten kendini gösterebiliyormuş. Forge'a gelirsek, biraz kızılderili bir Tony Stark, biraz da Freddie Mercury görmek mümkün. Hikayeye gelirsek... Forge'un istemeden de olsa Storm'un hayatını karartmasının suçluluğu ve Storm'un bu yıkılmış hali çok güzel işlenmiş. Aralarında yavaş yavaş filizlenen romans keza. Yalnız bir yandan da X-Men, çok başarılı olmasının cezasını çekiyor: Wraith War denilen Rom the Space-Knight event'i bir şekilde buraya da sıçrıyor. Neden? Biz daha önce X-Men okuyucusu olarak Rom'a dair bir şey gördük mü? Neymiş, Forge'un bu güçsüzleştirme silahı aslında Wraithlere karşı kullanılacakmış da o yüzden Wraithler onu öldürmeye çalışıyor falan. Sayının tüm ciddiyetinin ortasına limon sıkıyor. Örneğin Rogue da Forge gibi dostunun hayatını mahvetmekten dolayı büyük bir pişmanlık içinde ve bunun için kendi çözümlerini arıyor ancak bunu Doom'daki iblislere benzer bir şeyi tokatlayarak yapmak zorunda kalıyor. Neyse, her şey 10/10 olmak zorunda değil.
Sonunda bu uzun sayı büyük bir duygusal patlamayla son buluyor: Storm, duygusal olarak açıldığı kişinin kurtarıcısı değil, felaketinin müsebbibi olduğunu öğreniyor ve bu ihanetle başa çıkmakta zorlanıyor. Gerçekten tek fasikül olarak alınıp saklanacak bir sayı. - Wraith War devam ediyor. Yetmezmiş gibi Thor sayfalarında yaşanan küresel kara kış buralara da taşıyor. Uzun lafın kısası Storm tam bir badass şeklinde (süper güçleri olmadan) günü kurtarıyor. Bu esnada Forge'un hocası Naze'nin göründüğü kısımlar da var, yalnız neyin ne olduğu tam olarak belli değil. Geri dönüp wiki'lerde araştırma yaptığımda bu sayfalardakinin Naze mi, onun yerine geçmiş bir Wraith mi, onun yerine geçmiş Adversary mi olduğu biraz muallak. Claremont'un yazarken kesinkes yanıtlamadığı sorulardan olsa gerek. (muhtemelen "ah 20 yaş genç olacaktım, Storm'u kaçırmazdım!" dediği kısımlar gerçek Naze'dir)
Storm'un tüm düşmancalığına rağmen Forge'u kurtarmaya gelmesi, bu esnada algılarının büyüyle keskinleşmiş olması (Claremont, Storm'un büyücü kimliğine ilk olarak Magik serisinde değinmişti), sayının sonlarına doğru olaya müdahele etmeye Colossus ve Rogue'un gelmesi ve Naze(?)'nin boyutlar arasından (Wraith'lerden başka) canavarları çağırmasıyla sayı bitiyor. Öncekine kıyasla duygusal olarak sakin, hareket olarak heyecanlı bir sayıydı. - Sayı neredeyse Storm'un Forge'u vurmasıyla açılıyor. Kadının vahşi ve çılgın bir canavara (yani bir tür Wolverine) dönüşmesi devam ediyor. önceki sayıda "naze'ye anlamadığım şeyler oluyor" dediğim kısımları şimdi (wiki okumamın da yardımıyla) sonunda anlıyoruz: bir Wraith Naze'yi "yemiş," sonra da öte diyarlardan gelen bir düşman o Wraith'i ele geçiriyor. Büyülü işler, o kadar ki X-Men ulaşabildiği sayılı büyücüden Amanda'yı da yanlarına katarak olay yerine intikal etmeye devam ediyor. Bu noktada artık Wraith War bitti de geride kalan büyülü (ve tamamen X-Men'i ilgilendiren) meselelerle boğuşuyoruz denebilir. Magik de sahneye büyülü güçleriyle çıkıyor (ve bir cadı olduğu herkesçe öğreniliyor. Claremont Colossus'u kendi başına bir karakter olarak değil, ancak başkalarıyla ilişkisi üzerinden değerlendirebildiği için "Kitty'nin loveinterest'i" olmaktan "Illyana'nın abisi" olmaya geçecek gibi görünüyor.
Sayının geri kalanı ise sonraki hikayelere döşenen yolları gösteriyor:
* New Mutants'ta asteroid'i parçalanıp dünyaya düşen Magneto, Cyclops'un ex'i Kaptan Forrester tarafından kurtarılıyor.
* Storm artık güçleri olmadığı gerçeğiyle yavaş yavaş yüzleşip X-Men'deki rolünü gözden geçiriyor.
* Rachel, gördüğümüz diğer telepatların aksine insanların düşüncelerini en ufak bir utanç hissetmeksiniz dinleyebileceğini gösteriyor. Bu, ileride bir kaç kere daha gündeme gelecek bir nokta.
* Claremont gitgide "mutantlar = halk düşmanları" metaforuna ağırlık vermek istediği için hükümetle X-Men arasındaki gerilime dikkat çekiyor ve grubun mecburi lideri Nightcrawler bir toplantı organize ediyor: "Neden bu insanlar için uğraşıyoruz ki?"
* Sonunda Rachel'ın kimliğini öğreniyoruz: alternatif bir zamandan, Scott ve Jean'in kızı. Ve kendi distopik geleceğinden bir mesajla geliyor: her şeye rağmen X-Men'in ve bu birlikte yaşama rüyasının bir anlamı var.
* Ve bir balıkçı, balığının içinden büyülü ve zihin sahibi bir kolye çıkarıyor. Dünyaları fethetmeyi vaadeden bir kolye! - Hakkında yazması zor bir sayı. Önce yan-hikayeleri aradan çıkarayım: önceki sayıda gördüğümüz büyülü ve kötü kolye çevresi üzerinde yavaş yavaş kontrol sahibi oluyor, sayının sonunda da sahibinin ölümüne sebep oluyor. Ayrıca Ororo gemiye binip ana diyarı Afrika'ya geri dönüyor (mu acaba? göreceğiz)
Ana hikaye hakkında yazmayı zorlaştıran en büyük sorunla başlayalım: bu bir X-Men sayısı değil! Rachel X-Men'e daha dün katıldı, ona da katılmak değil de Xavier'ın hastası oldu demek daha doğru olabilir. Amara ise New Mutants'a (X-Men bile değil!) bir kaç sayı önce katıldı. Ancak bu ikisi bir noktada birleşiyor: ikisi de Selene'le kanlı bıçaklı ve bir şekilde onun peşine düşüyorlar.
[[Şimdi hikayeye ufak bir ara verip detaylarda gözüme takılan şeylerden söz etmek istiyorum:
* Rachel'ın aşırı travmatik geçmişi, aşırı bondage kostümü ve psişik güçlerini kullanmada şimdiye kadar hiç bir X-Men üyesinde görmediğimiz kadar agresif olması (selamsızca insanların zihnini okuyor, çevresini düzenli şekilde psişik olarak tarıyor vs).
* Amara'nın çekingen, gururlu ve zihnine en ufak bir müdahele istemeyen kişiliği.]]
Neyse, hikayenin kendisinde ilginç bir şey yok açıkçası. En "uzun vadede nereye gideceğini göreceğiz" denecek nokta Selene'in bir insan sponsorluğunda Hellfire Club'a girmesi ve neredeyse Kara Kraliçe olması. (bunun detayları New Mutants'ta gösterilmişti) Ben hala detayları "kızlar intikam için takip ediyor, yakalanıyor, X-Men tarafından kurtarılıyor" hikayesinden daha ilgi çekici buluyorum. - Blog yazılarımı onar sayılık bloklar şeklinde yazma kararımdan pişman eden bir sayı: iki sayılık bir hikaye başlıyor ve bir sonraki yazıda devam edecek. O vakte kadar bu 190. sayıyı kendi başına değerlendirelim:
Claremont'un sipariş üzerine yazdığını düşündüğüm bir sayı. Marvel hem Conan (ve Spider-Man) sayfalarında görünen bir kötüyü odağa koyuyor, hem de Avengers ve Spider-Man aktif şekilde rol oynuyor. İki sayılık mini-seri yapmaktansa bunu X-Men'e eklemlemek istemiş olabilirler. Her neyse, güzel bir kılıç ve büyücülük sayısı (bu arada bu kötü karakter, Kulan Gath'ın göründüğü sayının yazarlarından birinin büyük Michael Moorcock olduğunu söyleyelim.) Conan ve kılıç-büyü konusundaki hislerime burada girmeyeceğim ama bu sayının benim için hoş bir sürpriz olduğunu söyleyebilirim. Kısaca özetlersek bir kara büyücü, tüm Manhattan adasını kendi iradesince tekrar şekillendirmiş, buna kahramanlar da dahil. Morlocklar ve New Mutants kendi muhafızlarına dönüşmüş durumda, Storm ve Callisto bu büyüden bir şekilde (tesadüfen) kurtulmuş, Selene büyü güçleri sayesinde aklına mukayyet olmuş. Böyle bir sahnede çeşitli kahramanlıklar ve adiliklerle geçen güzel, fantastik bir kılıç-büyü hikayesi olmuş. Ne kadar güzel bir X-Men hikayesi olduğu konusunda hala çekimser oy kullanıyorum.
İki minik ama ilgi çekici sekans: ilk olarak, büyünün dışında kalan (gerçek) dünyada bir generalin "mutant da olsa insan insandır" çıkışı ve bu esnada şu an Claremont'un Marvel dünyasına ilmek ilmek ördüğü mutant karşıtlığının faşist eğilimini eleştirmesi. İkinci olarak, Selene'in kafayı inatla Rachel ve Amara'ya takmış olması. Claremont'un ne kadar uzun vadede planlar yaptığını düşünerek, bu ikisinin geleceğini çok parlak görmüyorum
Bu on sayı hakkında genel konuşacak olursam, bugünlerde (yani neredeyse 70 yaşına gelmişken) burun kıvırmak kolay olsa da '80lerde John Romita Jr'ın çizimlerinin gerçekten çok hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Son dönemlerde X-Men çizimlerini biraz zayıf bulduğumu önceki yazılarda takip etmişsinizdir ancak JRJR'la daha uzun süre devam ederler diye umuyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder