Madem bir noktada review lar yazmaya başlayacağım, öyleyse şimdiye kadarki tecrübemden bir kaç not düşeyim:
SPOILER ALERT
- magnetonun ilk piyasaya çıkışı: 1. sayı. hastanım bebek!
- ama 2. sayıda karşımızda kim var dersiniz? vanisher! tanıyan var mı? yok mu? lame olmasının bununla bir ilgisi olabilir
- ve sonra blob geliyor
-ve sonra da, magneto adam toplayıp geliyor. quicksilver, scarlet witch, toad, mastermind... magneto'yu sevdiğimi söylemiş miydim?
- 4 sayı üstüste (#4-7) brotherhood of evil mutants ın bizim gençlere çeşitli çileler çektirdiğini görmek güzeldi, ama bi noktada kabak tadı vermiyor da değil. bu çeşitli çileler arasında angel ı yakalamak, namor u saflara katmaya çalışmak ve blob u tavlamaya çalışmak var. tabii ki olmuyor, çünkü kahramanlarımız günü kurtarıyor!
- #8de unus isimli bir villain e rastlıyoruz. tanınırlık konusunda vanisher la yarıştığı söylenebilir. ek olarak söylemeliyim, isminin anüsü bu kadar andırması sadece benim art niyetliliğim olamaz, değil mi?
- #9da karşımıza avengers çıkıyor, bir de lucifer diye bir 'şey'. prof x'in geçmişine de biraz değiniliyor tabii
- #10da, ne akla hizmetse, savage land e gidiyor, ka-zar ile takılıyorlar. eğlenceli bir bölüm, savage land i zaten eskiden beri sevmişimdir
- #11de, beyonder olarak da tanınan 'stranger' geliyor, sonra da, magneto ve toad ı alıp kaçıyor. NE?! Q.Q btw, bu sayıda scarlet witch ve quicksilver bir süredir içinde oldukları 'lan biz bıraksak bu işleri' hevesinin son aşamasında grubu bırakıyor, sonra da avengers a katılıyorlar. nereden nereye!
- #12-13 juggernaut la bir şekilde başa çıkmaya çalışan gençler, bu arada da xavier'in kardeşiyle olan ilişkisine de bakışlar atıyor. juggernaut imba lığıyla ilk kez karşılaşmamız da çok güzel iki bölümle oluyor
- #14-16da sentinel belasının ilk kez ortaya çıkışına ayrılmış. tabii, sonunda yaratıcısı kendini feda etmek suretiyle onları da yok ediyor, ama marvel da işlerin böyle yürümediğini biliyoruz.
- #17de sevgili gençleri bilinmedik bir tehlike bekliyor, her birini tek tek avlıyor ve bekliyor. heyecan dolu, ve son sayfada bu tehdidin kaynağını öğreniyoruz: Magneto! onu kaçıran beyonder ın elinden kurtulan magneto, bir sonraki sayıda tüm bu çabalarının gene de boşa çıkartılmasıyla yüzleşecek. bir şey değil, gene beyonder tarafından kovalanıyor. böyle iş olmaz olsun! 21 sayı geçti, hala etrafta yok herif! Q.Q
- ve sonra etraftaki en gereksiz karakterlerden biri olan mimic geliyor, bu herif tam bir peter petrielli, ya da adı her neyse. neyse, bölümün sonunda güçleri ve hafızası bir şekilde gidiyor da bir kaç sayılığına ondan kurtuluyoruz.
- #20-21de, #9da karşılaştığımız luciferin dünyayı ele geçirme planına tanıklık ediyoruz. arada tekrar güç kazanmış blob ve unusun birlikte çalıştığını da görüyoruz. lucifer de uzaylıymış bu arada, bir kere daha başarısızlığa uğrayınca patron bunu geri çağırıyor.
- #22-23de, count nefaria isimli bir avrupa asili daha önceden denenmiş bir taktikle, kendine bir süper-kötü takımı kuruyor, her x-men i tek tek dövüyor, sonra da hain emellerine alet etmeye çalışıyor. tabii olmuyor, gençler kaçıyor, onları dövenleri hep birlikte çalışıp alt ediyorlar falan. böyle eğlenceli şeyler.
- #24de deli bir bilim adamının deneylerinin başarısızlığa uğramasını izliyoruz. ha bir de, jean grey takımı bırakıp üniversiteye başlıyor bu sıralar, ama hala hafta sonları falan eğlenmeye geliyor.
- s#25-26da ise bir ödül avcısının yanlış bir hazine bulup, eski bir maya tanrısının vücuda gelmesini sağlayışı var
- #27de tekrar mimic var, bleh. ayrıca bu sayıda ilk kez 'factor three' den söz ediliyor, öyle ki, prof etraftaki çeşitli kahramanlara 'gelin bizde çalışın, diş sigortası da var' diyor da nafile, sonunda bir şekilde hafıza ve güçlerini kazanan mimic'e iş veriliyor
- ve sonunda factor three ilk saldırısını yapıyor. ogre ve beyin kontrolü altındaki banshee mansion a dalıp etrafı birbirine katıyor. bir işe yarıyor mu dersiniz? hayır!
- #29da yarı organik yarı android ve düşmanını güçlerini çalabilen bir yaratık -zamanında avenger la kapışmış, hatta captain i öldürdüğünü bile sanıyor- bizim gençlere dalıyor, mimic in (bleh) fedakarlığı sayesinde güçlerini kaybedip denize çakılıyor, mimic de güçlerini kaybedip adam oluyor. gözüme de bir daha gözükmesin
- #30da bir zamanlar merlin olarak bilinmiş olan 'warlock' acayip sci-fi fantasy bir setting de çeşitli maymunluklar yapıyor, gençlerden dayağını yiyip susuyor. ilginç, eğlenceli bir bölümdü
- #31de çakma iron man olmak için çok hevesli bir genç, x-men tarafından dövülen bir sonraki kötü oluyor. neyse ki sonunda aklı başına geliyor
- #32-33 de kim var? Magn... hayır, maalesef o değil, juggernaut var. yetkililerin alıp saklayamadığı bu süpersonik arkadaş x-mansion ın bodrumunda saklıymış, ve ters giden bir deney sonrası serbest kalıp etrafı birbirine katıyor. buraya kadar her şey güzel, cyke ve sevdiceği, dr. strange den de tüyo alıp büyülü bir şekilde alt ediyorlar. esas sorun, 32de ters giden deney sonucu felç olan xavier, 33ün sonunda gençlerimizin bıraktığı yatakta değil! kaçırılan bir lider bir süper grubun başına gelebilecek en iyi şeylerden olmasa gerek.
- kafayı yemiş bir şekilde etrafta koşturan gençler, gelen acil yardım çağrısı üzerine prof u unutup yer altında iki tiranın hakimiyet mücadelesine karışıyor, kaçırılan başka bir insanı -31deki iron maiden özentisi- kurtarıp geri geliyorlar. bu sırada, 48 saate yakın bir süredir uykusuz oldukları da söyleniyor. zor iş azizim.
- sonra, factor three nin yolladığı bir robotu mahallemizin arkadaş canlısı kahramanı spider-man le karıştırıp birbirlerine girişiyor, sonra da 'pardon abi yanlışlık olmuş' diye geri dönüyorlar. bunda banshee'nin yolladığı eksik mesajın da etkisi var tabii.
- banshee nin üzerindeki konum bulma aracıyla orta avrupaya gitmeleri gerektiğine kanaat getiren gençler, yolculuk parasını çıkartmak için çeşitli maymunluklar yapıyor, arada odasından daha çok çıkması gereken bir ergeni dövüp babasından ödül kazanıyorlar. işler yolunda!
- ve sonra, avrupaya gidiyor, factor three yi dövüyor, ve yeni kostümleriyle yeni bir hayata başlıyorlar. gerçekten o kadar olaylı bir üç bölüm ki (#37-39) benim yazmamdansa gidip okumanızı tavsiye ederim
- dünyamıza yeterince yakın geçen uzaylılar, elçi olarak bir android gönderiyorlar. tanıdık bir canavar, frankenstein'in canavarı! bu klasik edebi eserden faydalanan bu bölüm, yaratığın kalıcı imhasıyla -yani, umudumuz o yönde- bitiyor
- #41-42 yeraltındaki gelişmiş bir medeniyetin prensi olan insansı bir yaratığın, dangalak bir insanın nükleer enerjiyle çalışan deprem makinesi sonucunda yok olan ırkının intikam macerasına odaklanıyor. gerçekten, 'kötü'nün gözünden bakarsak çok trajik bir hikaye, ama tabii elinin ayarı olmadığından tüm dünyayı yok etmek istemesiyle birlikte işe bir süper kahraman takımının karışması kaçınılmazdı. bu macera sırasında iyice asabi, huysuz bir ihtiyara dönüşen xavier, sonunda da kötümüzün trajik kendini feda edişi sırasındaki patlamada ölüyor! o.O (yani tamam, ölmüyor ama, nasıl ölmediğini nasıl açıklayacaklar merak ediyorum)
- #43le başlayan macerada kim var dersiniz? Magn... evet, bu sefer gerçekten de o! MAGNETO! pietro ve scarlet witch i tekrar kötü mutantlar kardeşliğine katan kötümüz, gerizekalı kölesi toad la birlikte -mastermind etrafta görünmüyor- büyük bir kötülük peşinde. bu sayıda ilginç olan şey, pietro'nun ne kadar da güzel bir karaktere dönüştüğünü görmek, yüzeysellikten alabildiğine uzak. magneto'nun üssüne dalan gençler, daha bir kaç sayı oradan çıkacağa benzemiyor.
- Magnetonun adasındaki macera devam ediyor. #43ün sonunda kaçan angel, #44. sayıda yol üzerindeki bir adada bir 'kanatlı insan' ırkının soğuk uykularına bekçilik eden bir insanla kozlarını paylaşıyor. #45 ise, başarıyla zincirlerinden kurtulan cyclops un adada diğerlerini kurtarmaya çalışırken önce toad, sonra quicksilver la kapışmasını içeriyor. aslında, quicksilver la makul bir diyalog içine girmek üzerelerdi, ki bunu kesinlikle dilerdim, ancak olmadı. bu sayının sonunda kim çıkıyor dersiniz? magneto değil, bu şaşırtıcı olmazdı. Avengers! kaçan angel ın haber vermesi sonucu yardıma koşan bu takım... nasıl desem, biraz agresif bir tutum sergiliyor ilk başta.
- Avengers #53 XM#45in bıraktığı yerden devam ediyor. önce avengers ın cyke ı pataklamaya çalışmasını, sonra da herkesle birlik yapıp magneto yu alt etmesini izliyoruz. bu sayının ilginç yanı, çeşitli çakallıklarla saflarına geri kattığı quicksilver ve scarlet witch e ek olarak, toad ın da magneto nun tiranlığından yaka silkip onu bir başına bırakması. bölümün sonunda adaınn patlamasıyla suda yüzen magnetonun miğferi görülüyor. yoksa öldü mü?! -tabii ki hayır-
- #46da girdiği mistik derinliklerden bir şekilde kurtulan juggernaut, bir kere daha prof un peşine düşüyor. öldüğü haberini kabullenemeyen, x'lerin onu kandırdığını düşünen juggernaut, o sinirle hepsini lime lime etmek üzereyken tekrar geldiği deliğe geri dönüyor. o sırada ortaya çıkan bir dedektif de gençlere artık ayrılmaları gerektiğini, çünkü birlikte olmalarının çok tehlikeli olduğunu, üstelik eğer ayrı dururlarsa tehlikelere çok daha ani bir şekilde müdahele edebileceklerini söylüyor. bunun üzerine kandırılmaya müsait genç cyke oluru verip grubu dağıtıyor.
- #47de bu ayrılmanın ilk parçası, beast-iceman duo sunu izliyoruz. kızları alıp şehirde bir akşam geçirirken, büyücülükten vazgeçip mass-hypnosist olarak bir kariyer takip etmeye başlamış olan merlin -ya da warlock- un kendine iradesiz insanlardan bir ordu kurmasına engel oluyor, çeşitli ses ve ışık şovlarıyla kafasını allak bullak edip günü kurtarıyorlar.
- #48de ise ikinci parça olarak yıllar boyunca beklediğimiz çift olan cyke-marvel girl leyiz. kendilerine bir 'kılık' uydurup -jean model, cyke ise radyocu- günlük yaşamlarına devam ederken, nereden çıktığı belirsiz quasimodo -quasimotivational destruct-organ- yaratığının cyke ın radyosunu sabote etme girişimini bozuyorlar. itiraf ediyorum, bu son iki sayı eğlenceli, ama bir o kadar da boştu.
- #49, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, takımın son elemanı angel a dönüyor. şaşırtıcı olan, angel ın x-manor da nostalji yaparken çalışan cerebro'dan kıllanıp tüm takımı bir araya getirtmesi. olay, magneto nun müritlerinden birisi olan mesmero nun bir şekilde kimliklerinin farkına varamamış mutantlara seslenip onlarla kendi ordusunu kurmak istemesi, magneto nun izinden gidip bir mutant ülkesi kurma sevdası. gençlerimiz bununla boğuşurken, bir yandan da bobby nin yolda arabanın önüne atlayan bir genç kızı -daha doğrusu, mesmero tarafından zihniyle oynanmış bir başka mutant- kurtarmasını izliyoruz. sayının sonunda parti cerebro nun tehlikenin kaynağı olarak gösterdiği yere gitmişken mesmero ve adamları bobby ve kızı basıyor, iceman i bir hamlede etkisiz hale getirip kızın -lorna dane- önünde diz çöküyorlar (SPOILER: bu kız, ileride polaris adıyla cyke ın kardeşi havok la takılacak olan lorna olmasın? hani şu manyetik güçleri olan?)
- #50 beni mükemmel kapağıyla büyüledi, çizenin eline sağlık. bölümün kendisine gelirsek, mesmero nun şehir üssüne saldıran gençlerimiz, jean in telepatik olarak iceman in yakalandığını öğrenmesiyle dövüşü kaybedip onun götürüldüğü yere götürülmeye karar veriyorlar. ne akla hizmet bunu yapıyorlar belli değil, yakalandıkları anda öldürülmeyeceklerine olan bu inanç neden? fark etmez, sonunda işler planlandığı gibi gidiyor, bir alete bağlanıp güçleri yükseltilen polarisin doğuşuna tanıklık ediyorlar. mutantların kraliçesi, magnetonun kızı! marvel girl -bu arada belirtmeliyim, marvel girl çok başarılı bir telepat olma yolunda da adım adım ilerliyor- iceman i tutsak eden şeyi etkisiz hale getirir, ardından saldırıya başlayan x'ler polarisin bir an kendilerine saldıracağını düşünüp endişelenir, ama hayır! polaris, ona bu gücü verenlere döner. bu düzelmiş moralle mesmero ya saldıran gençler ise... gölgelerin arasından kim çıkıyor dersiniz? Magneto!
ayrıca, 40'la başlayarak, maceraları 30 sayfada değil 20+10 sayfada anlatmaya başlamışlar, sondaki 10 sayfayla x-men lerin kökenleri inceleniyor -on the origin of x-species :P - gruba nasıl dahil olduklarını öğreniyoruz, güzel olmuş.
öh be arkadaş, şimdi şöyle bir baktım da, şaka maka iyi okumuşum. türkçe olsa ve elimde basılı olarak olsa biraz daha kolay olabilirdi, ama insan her zaman her şeye sahip olamaz değil mi?
ve böylece ilk 50 sayı bitti, sonraki 50lik kısmın tekrar-yayın olmayanlarında görüşmek üzere
2011-06-29
2011-06-28
Olan Biten
Günler bir şekilde geçiyor. Bilgisayar, elbette bu konuda çok yardımcı. Ancak geçen iki gün boyunca harici diskimi birleştirmeye -defrag- çalıştığım için (50 saatten uzun süreceğini öngöremedim, aksi takdirde yapmazdım) günlerin geçmesi biraz zorlaştı. Kitap okudum, bir kere daha Mortal Kombat adını taşıyan oyunu oynadım, mekik çektim, kardeşimi taciz ettim, yerde uzandım, yatakta uzandım, bolca tavanı izledim anlayacağın. Arada, bu sıkıntı haliyle, günlüğümde kalan 5 sayfayı da, bolkepçeden yazarak, bitirdim. Yıllarımın kahrını çekmiş bir aracı da böylece ardımda bıraktım, memnunum. Kardeşimden daha genç olduğum zamanlara ait anılar ilgimi çekmiyor. Olduğum kişiden memnunum, nostalji bile yapamıyorum. Belki, bir fikir olarak, lise öğrenciliği güzel anıları anımsatıyor gibidir, ancak hayır, inancım 'her zaman iyi şeylerin hatırlandığı' yönünde, ya da 'insanların kıymet bilmediği' yönünde. Başka bir deyişle, bir kere daha lise günlerime dönebilsem vaktimin önemli kısmını şikayet ve alay ederek geçireceğime inanıyorum. Hoş, bunları gene yapıyorum ama artık genelde hedefimde ben varım, dünya o kadar da ilgimi çekmiyor.
Ama olmayan konumuzdan çok saptık, ya da ben şimdiye kadar söz ettiğim konudan söz etmekten sıkıldım. Bu yazıyı neden yazıyorum acaba? Belki sadece anlamsız bir sorumluluk duygusu, bu blog un 'anlık bir gaz' sonucu açılmadığına kendime ikna etme girişimi. Belki de uyumamak için yapacak bir şey aramaktır. Konudan konuya atlayıp, hiç biri hakkında kayda değer bir şey söylememek başarılı bir yaklaşım, işin aslı, kesinlikle önceden düşündüğüm şeyler yazmıyorum. Oysa ne kadar çok şey düşünüyorum, ne çok şey dikkatimden kaçıyor klavyenin başında. Klavyeye değil de ekrana bakarak yazabiliyor olmak çok memnun edici, kendimi neredeyse düşündüğüm kadar hızla kaydedebiliyor gibi hissediyorum.
Mezun oldum! Artık layığıyla bir 'matematikçi'yim -ki, bence bu sıfatı vermekte çok acele eden bir okuldan mezun olmuşum. Ne fark eder, diplomamda yazana bakmak gerek. Gerçi daha diplomayı da edinmedim, belki sadece 'afferin bitirdin tebrikler *alkışlar*' yazıyordur. Ana fikir, artık seneler boyu sahiplenemediğim bir şehirde değil de zihnimin önemli bir kısmını meşgul eden bir şehirde okuyacak olmam. Acaba neden zihnimi meşgul ediyor ki? Ne diye böylesi sahiplenmişim burayı? Tamam, insan evini sever de, işin aslı ben evimi sevmiyorum. Her yaz tatilinde çeşitli anlarda kapıldığım 'burada kalamam' hissine bu tatil kapılmam haziranın bitmesini bile beklemedi. Ailemden hızla uzaklaşmam gerek gibi hissediyorum. Ne ala bir şımarıklık. Ama, sorunumuz bu değil. Sorun, neden bu şehre dair bir aidiyet hissediyorum? Belki sadece kendimi bir yere ait hissetmek istemişimdir. Sonuç olarak bu şehir 'tanıdık' yapan şeylerden ne kaldı? Bildiğim bir iki cadde, sokak, tanıdığım bir iki erkek, kadın. Burayı terk etmemiş o çocuk değilim ki artık, bir zamanlar tanıdığım şeyler gitti ve değişti. Özünde, yabancı bir şehir.
Tembellik, hele tatil vakti, çok tehlikeli. İşe yarayamaya mecal bulamıyorum, ki öyle dünyanın iyiliği falan da değil, sadece kendi işime bile yarayamıyorum. Ne matematik çalışabiliyor, ne Season of Claws üzerine yapıcı eklemeler yapabiliyor, ne o ne bu ne şu. Olmuyor, oturup günleri geçiriyor, anlamsız şeyler düşünüp, öğrenip, fark edip, unutuyorum. Bölük pörçük düşünceler, tamamlanmamış, yarım. Her hangi bir yere kaydetmeye bile değmez, keşke tamamlanabilmelerine müsaade edebilsem. Kocaman bir beyaz tahta, dev gibi kağıtlarım, çok kalemim olsa, beni bir odaya kapasalar. Ama o zaman bile, odaklanamam, Ayı tamamlamaya çalışayım derken yandan B dürter beni. Bir paragrafın son noktasını koymadan yenisini düşünmeye başlarım. Odaklanma, işe yarama, tamamlama gibi ihtiyaçlar yok ne de olsa. Dolayısıyla, bu yazı hiç bir şey yapamamış bir şekilde bitirmemin önüne geçmek için önlemler aldım. İşi gücü bırakıp 450~ sayı Uncanny X-Men indirdim, baştan başladım okuyordum. Arada nette gezerken, X tayfasının maceraları üzerine hevesli bir grubun sitesine denk geldim. Gözüme belli bir aralığın özetinin çıkmadığı çarptı, ben de o sayılara yakındım, hevesli bir sazan gibi atladım 'ben yapayım mı?' diye. Böylece, yaz sonuna kadar en azından bir kaç sayı daha UXM okuyacağımı garantiledim. Bir de, bir ara -umarım yarın- sipariş vereceğim bilgisayarım gelirse -ki o da gecikecek- Cowboy Bebop'u bir kere daha izleyebilir, yazı bir kere daha başlatabilirim. Geçen yaz 28 parça ürün tüketmişim, bu sene 20yi görsem tatmin olurum herhalde.
Anime izlemek istiyorum! Kış 2010 sezonunu bile bitiremedim, bahar 2011i tamamen atladım, ve yazın oturmuş bilgisayar bekliyorum. Peh! Yetişmem gereken çok şey var, onları yapsam bile yeter. Dragon Ball'lar ve diğer elde bekleyen diziler beklemeye devam etsin, göz yaşı dökmem. Ancak, elbette Gundam izleyeceğim, geçen seneki Stardust Memory'nin sonunda Earth Fed kalkıp 'işte bu Zeon pisliklerini dövmek için Titan birlikleri oluşturuyoruz' demişti, şimdi de yanlış bilmiyorsam Char ve Amuro bir araya gelip 'alınmaca darılmaca yok biz sizi sikeriz' diyecek. Oh yes! Bu epiklik heyecanla beklenebilir sahiden de (Az daha Stardust'a hayalkırıklığı diyecektim, War in the Pocket ile karıştırmışım. Stardust gayet güzeldi, her ne kadar içerdiği 'romans' öğesi süpersonik askeri Gundam'dansa daha Macross'a layık olsa da.)
Tabii bandwidth'lere acımadan net kullanabilen birisi olduğum için, biraz da mükemmelliyetçiyim tabii, kalkıp Gundam Zeta yı EncoderGasm grubundan izleyeceğim. Tabiri caizse ebesininki boyunda dosyalarıyla gönlümüzü alan bu grup (24 dk için 700+ mb hiç fena değil, değil mi?) acaba kendime toparladığım dövmeye gelmiş vaziyetteki bilgisayarla nasıl bir güreş tutacak, bu da heyecanla beklenecek bir kapışma olabilir.
Eski şeyleri tekrar izlemek istiyorum, FLCL gibi, NGE gibi. Gerçi elimde bitmiş 350 anime var, şu iki dizi -ki ikisi de gainax işi- ve çeşitli ghibli filmlerinden başka -bebop'u saymıyorum tabii- tekrar izlemeye değer bir şey bulmakta zorlanıyorum. keşke paprika'yı anlamış olsaydım, belki tekrar izlemek isterdim.
/* Done! Till next time...*/
edit: aklıma gelmişken, bir ara da seçim sonrasından izlenimler aktarayım sahiden
Ama olmayan konumuzdan çok saptık, ya da ben şimdiye kadar söz ettiğim konudan söz etmekten sıkıldım. Bu yazıyı neden yazıyorum acaba? Belki sadece anlamsız bir sorumluluk duygusu, bu blog un 'anlık bir gaz' sonucu açılmadığına kendime ikna etme girişimi. Belki de uyumamak için yapacak bir şey aramaktır. Konudan konuya atlayıp, hiç biri hakkında kayda değer bir şey söylememek başarılı bir yaklaşım, işin aslı, kesinlikle önceden düşündüğüm şeyler yazmıyorum. Oysa ne kadar çok şey düşünüyorum, ne çok şey dikkatimden kaçıyor klavyenin başında. Klavyeye değil de ekrana bakarak yazabiliyor olmak çok memnun edici, kendimi neredeyse düşündüğüm kadar hızla kaydedebiliyor gibi hissediyorum.
Mezun oldum! Artık layığıyla bir 'matematikçi'yim -ki, bence bu sıfatı vermekte çok acele eden bir okuldan mezun olmuşum. Ne fark eder, diplomamda yazana bakmak gerek. Gerçi daha diplomayı da edinmedim, belki sadece 'afferin bitirdin tebrikler *alkışlar*' yazıyordur. Ana fikir, artık seneler boyu sahiplenemediğim bir şehirde değil de zihnimin önemli bir kısmını meşgul eden bir şehirde okuyacak olmam. Acaba neden zihnimi meşgul ediyor ki? Ne diye böylesi sahiplenmişim burayı? Tamam, insan evini sever de, işin aslı ben evimi sevmiyorum. Her yaz tatilinde çeşitli anlarda kapıldığım 'burada kalamam' hissine bu tatil kapılmam haziranın bitmesini bile beklemedi. Ailemden hızla uzaklaşmam gerek gibi hissediyorum. Ne ala bir şımarıklık. Ama, sorunumuz bu değil. Sorun, neden bu şehre dair bir aidiyet hissediyorum? Belki sadece kendimi bir yere ait hissetmek istemişimdir. Sonuç olarak bu şehir 'tanıdık' yapan şeylerden ne kaldı? Bildiğim bir iki cadde, sokak, tanıdığım bir iki erkek, kadın. Burayı terk etmemiş o çocuk değilim ki artık, bir zamanlar tanıdığım şeyler gitti ve değişti. Özünde, yabancı bir şehir.
Tembellik, hele tatil vakti, çok tehlikeli. İşe yarayamaya mecal bulamıyorum, ki öyle dünyanın iyiliği falan da değil, sadece kendi işime bile yarayamıyorum. Ne matematik çalışabiliyor, ne Season of Claws üzerine yapıcı eklemeler yapabiliyor, ne o ne bu ne şu. Olmuyor, oturup günleri geçiriyor, anlamsız şeyler düşünüp, öğrenip, fark edip, unutuyorum. Bölük pörçük düşünceler, tamamlanmamış, yarım. Her hangi bir yere kaydetmeye bile değmez, keşke tamamlanabilmelerine müsaade edebilsem. Kocaman bir beyaz tahta, dev gibi kağıtlarım, çok kalemim olsa, beni bir odaya kapasalar. Ama o zaman bile, odaklanamam, Ayı tamamlamaya çalışayım derken yandan B dürter beni. Bir paragrafın son noktasını koymadan yenisini düşünmeye başlarım. Odaklanma, işe yarama, tamamlama gibi ihtiyaçlar yok ne de olsa. Dolayısıyla, bu yazı hiç bir şey yapamamış bir şekilde bitirmemin önüne geçmek için önlemler aldım. İşi gücü bırakıp 450~ sayı Uncanny X-Men indirdim, baştan başladım okuyordum. Arada nette gezerken, X tayfasının maceraları üzerine hevesli bir grubun sitesine denk geldim. Gözüme belli bir aralığın özetinin çıkmadığı çarptı, ben de o sayılara yakındım, hevesli bir sazan gibi atladım 'ben yapayım mı?' diye. Böylece, yaz sonuna kadar en azından bir kaç sayı daha UXM okuyacağımı garantiledim. Bir de, bir ara -umarım yarın- sipariş vereceğim bilgisayarım gelirse -ki o da gecikecek- Cowboy Bebop'u bir kere daha izleyebilir, yazı bir kere daha başlatabilirim. Geçen yaz 28 parça ürün tüketmişim, bu sene 20yi görsem tatmin olurum herhalde.
Anime izlemek istiyorum! Kış 2010 sezonunu bile bitiremedim, bahar 2011i tamamen atladım, ve yazın oturmuş bilgisayar bekliyorum. Peh! Yetişmem gereken çok şey var, onları yapsam bile yeter. Dragon Ball'lar ve diğer elde bekleyen diziler beklemeye devam etsin, göz yaşı dökmem. Ancak, elbette Gundam izleyeceğim, geçen seneki Stardust Memory'nin sonunda Earth Fed kalkıp 'işte bu Zeon pisliklerini dövmek için Titan birlikleri oluşturuyoruz' demişti, şimdi de yanlış bilmiyorsam Char ve Amuro bir araya gelip 'alınmaca darılmaca yok biz sizi sikeriz' diyecek. Oh yes! Bu epiklik heyecanla beklenebilir sahiden de (Az daha Stardust'a hayalkırıklığı diyecektim, War in the Pocket ile karıştırmışım. Stardust gayet güzeldi, her ne kadar içerdiği 'romans' öğesi süpersonik askeri Gundam'dansa daha Macross'a layık olsa da.)
Tabii bandwidth'lere acımadan net kullanabilen birisi olduğum için, biraz da mükemmelliyetçiyim tabii, kalkıp Gundam Zeta yı EncoderGasm grubundan izleyeceğim. Tabiri caizse ebesininki boyunda dosyalarıyla gönlümüzü alan bu grup (24 dk için 700+ mb hiç fena değil, değil mi?) acaba kendime toparladığım dövmeye gelmiş vaziyetteki bilgisayarla nasıl bir güreş tutacak, bu da heyecanla beklenecek bir kapışma olabilir.
Eski şeyleri tekrar izlemek istiyorum, FLCL gibi, NGE gibi. Gerçi elimde bitmiş 350 anime var, şu iki dizi -ki ikisi de gainax işi- ve çeşitli ghibli filmlerinden başka -bebop'u saymıyorum tabii- tekrar izlemeye değer bir şey bulmakta zorlanıyorum. keşke paprika'yı anlamış olsaydım, belki tekrar izlemek isterdim.
/* Done! Till next time...*/
edit: aklıma gelmişken, bir ara da seçim sonrasından izlenimler aktarayım sahiden
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)