Bir zamanlar demişim ki "belki bir gün rastgele bir okuyucumun olabileceğini düşünerek -hah!- çok özel şeyler de yazmam" Görünüşe göre bu da kendime verilen tutulmamış sözler listesindeki haklı yerini alacak. Ayrıca bu yazıda, son yazılardan birinde söz edilen düşünüp taşınıp yazma işi pek olmayacak, buna ilgi ve özen gösteremeyecek kadar yorgunum çünkü. Son olarak, başlık bulma konusundaki bu yeteneksizliğimin daha önce tekrarlandığını hatırladım, geçen seneki laflarıma baktım, blogumun günlüğüme muhalefet etmeyeceği gibi mantıklı bir önermede bulunmuşum. Doğru olmasına doğru da, günlük bittiğinde ve elde sadece bir blogla kalındığında ne yapmalı? İşte o yüzden anlamsız, huysuz ve mikroblogging'le yetinemeyecek kadar 'makro' laflarımı buraya saçıyorum...
Geç kaldığın otobüse koşarken otobüsün kalktığını görüp yavaşlama, sakinleşme hali... İşte ona benzer bir haldeyim, beni şehvet kuyularına atan hanımın benimle romantik bir ilişkiyle ilgilenmeyeceğine ikna olduktan, ve haliyle ona alımlı görünmek için uğraşmayacağımı fark ettikten sonra, biraz daha sakin, biraz daha az gerginim.
Ancak işler burada bitmiyor - asla bitmez, yoksa bu yazının ne anlamı olurdu? Boş vakti bol bir insanmışçasına bu konu üzerine de kafa patlatıp da ulaştığım alakasız ve genel düşüncelere gelmeden önce, bitmeyen işleri anlatayım: Ya yanılıyorsam? Ya benim için yanıp tutuşuyorsa? (tamamen felsefi bir içerik içinde farazi bir sorudur, bıyık altından gülmeyi bırakın) Bu aslında bilginin kesinliği üzerine bir sorun. İşin içine bir 'sonuca varma' aşaması giren her süreçte bu sorun yaşanacak, değil mi? Varılan sonuçların doğruluğu her zaman her tartışmaya açılabilir. Öyleyse akıl sağlığımızı korumak ve vaktimizi verimsizce harcamamak için bu kuşkunun bir yerde durması gerek. Bunun ne kadar erken olduğu elbette çok önemli bir kişilik özelliği olabilir, öyle ki bunu fark edemeyenlerle kısa -veya büyük- çaplı tartışmalar yaşanmasına yol açabilir, ama hiç kimse bilgiye dair kuşkusunu ömür boyu sürdüremez; en sorgulayışçı filozof bile bir noktada durup 'Ben böyle düşünüyorum!' diyecektir. Bu bir güven ve ikna meselesidir, kişinin bilgiye ve kendine olan güveniyle, başkaları ve kendince ne kadar ikna edildiğiyle ilgilidir. Özetle, "bir çizgi çekilir."
Peki ben bu konuda çizgimi nerede çizdim? Az önce söylediğim gibi, ikna oldum, ama yetinmeyip ya yanılıyorsam diye sordum. Şuna vardım: Diyelim ki gerçekten beni ve benimle bir ilişkiyi ilgi çekici buluyor. Öyle olsa bile, bunu o kadar fark edemedim ki, bu tedirginliği haksız kılacak en ufak bir işaret göremedim ki, bu ihtimalleri geride bırakıp ilerlemeyi kabullenebildim. Bu belki ikimiz için de bir kayıp olacak, ama böyle bir maceranın yaratacağı yıpranmayı telafi edebilecek bir ışık görmediysem, yapabileceğim pek bir şey kalmamış demektir.
Başka bir detay olarak, kadın erkek ilişkileri denen oyun o kadar karşılıklı güvensizliğe dayanıyor ki, birlikte oynayıp kazanmanın imkansız olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yapılacak en iyi şey belki rekabetle oynamayıp, kaybetmemektir. İşin acımasızlığı, oyunun güvensizlikle kurulmuş olması, güvenin 'kaybetmek'le eşanlamlı kullanılması. Kadınlar ve erkekler arasındaki bir arkadaşlığın zorluğunu düşünmeye başlamam yetmezmiş gibi, bu düşünceyle iyice 'iğrenç bir insan' sıfatını hak etmeye başladım sanırım.
2012-03-29
2012-03-07
Batman: Arkham City
Adam bir hareket adamı! Batman olmak zor iş arkadaş. Haydi bir gecede neler yapıyor bir göz atalım:
*Spoilers*
*Spoilers*
- Hapishane önünde şehre getirilmek istenen bu ucubeye karşı bir kampanya başlatacağını söyleyen Bruce içeri atılıyor.
- Kalabalığa atıldığında onu karşılayan Penguen ve adamlarını patakladıktan sonra, kaşla göz arasında yürüttüğü güvenlik görevlisi dinleme çipi sayesinde Kedi Kadın'ın İki Surat tarafından yakalandığını -ve muhtemelen öldürüleceğini- öğreniyor.
- Elbette gidip kurtarıyor. Esas sıkıntı, o sırada Kedi Kadın'ın suratında dolaşan sniper lazerini görmesiyle başlıyor. Kadınını kurtarıp sniper'ın ateşlendiği kiliseye gidiyor.
- Kilisede rehin alınmış sağlık çalışanlarını kurtarıp kuleye çıkıyor. Orada Joker'le ufak bir görüşmeden sonra patlayan kuleden kaçıp, görüşmenin gerçekleştiği radyo frekansını takip ederek Joker'in mekana ulaşıyor.
- Çeşitli kavgalardan sonra Joker'in bulunduğu odaya daldığında Joker tarafından zehirleniyor ve ikisini de kurtaracak olan panzehiri bulmak için Mr. Freeze'in peşine düşüyor.
- Onu bulmak için gittiği GCPD binası boş çıkıyor, çünkü Penguen tarafından kaçırılmış. Yapılacak tek şey Penguen'in müzesine gitmek. Tabii müzeye girebilmek için önce güvenlik önlemi olan 3 jammer'ı etkisiz hale getirmeli.
- Ardından da Penguen'den 9 tane tedbili kıyafet polisi kesin bir ölümden kurtarmalı, Mr. Freeze'in zırhını bulmalı, sonra da Penguen'deki buz tabancasının gücünden çok etkilenip bunu nasıl etkisiz hale getireceğini öğrenmek için Freeze'i de Penguen'in elinden kurtarmalı. Bu yenilenmiş bilgiyle Penguen'i alt etmek yetmiyor, bir de onun evcil undead canavarını pataklamak gerekiyor. En sonunda tüm sıkıntılar bittiğinde Freeze'den öğreniyoruz ki Joker için hazırladığı panzehir özel bir enzime ihtiyaç duyuyor, ki bu da -şansa bakar mısınız?- Ra's al Ghul'un kanında bulunabilir.
- Bir sonraki adım elbette Penguen'den kaçarken takip ettiğimiz ninja bayanın yönlendirmesi sayesinde Ra's'ın üssü bulmak, sonrasında da, Hazretler'le görüşmeye layık olduğumuzu kanıtlamak için mistik bir yolculuğa çıkıyoruz. Son adım olan 'Ra's'ı öldür' moral kodumuza uymadığı için yapmıyoruz, o yüzden onu da pataklamak zorunda kalıyoruz. Bir şekilde kan örneğini alıp -artık GCPD'e geri dönmüş olan- Freeze'e gidiyoruz.
- Lakin Freeze bir malmışçasına 'Joker karımı elinde tutuyor, o yüzden ya karımı kurtar ya da öl!' diye bize kafa tutmaya çalışıyor. Yediği dayak yanına kar kalıyor sonunda. Sorun, bizim dövüşümüz esnasında Harley'in panzehirin kalanını çalması.
- Dolayısıyla tekrar Joker'in metal fabrikasına geri dönüyor, bir kere daha Joker'i bulmaya çalışıyor, bu defa Joker'in ağzına bir güzel vuruyor ve üzerine yıkılan bir binanın altından çıkıyor. Sevdiceğini kurtarmak için kahramanca işe girişecekken hapishanedeki herkesin öldürülmesine seyirci kalamayacağını fark edip günü kurtarmaya karar veriyor. Kısa geçsem de, bu sekansta yaptıkları da pek az buz şeyler değil, bunu bu sekansın bitişini müjdeleyen cinematic'in uzunluğundan da anlayabiliriz.
- Ve en sonunda, sevdiceğini kaçıran Joker'in peşinden gidiyor. Spoiler uyarısı koymuş olsam da anlatmaya yüreğim el vermiyor, son 'boss dövüşü'nden sonra oyun bitiyor.
2012-03-03
Gece yarısı
Graah! Yazarken -ve, anlaşılan konuşurken de, ne de olsa uzun uzadıya düşünmeden yazıyorum- sıklıkla kullandığım kalıplar var, ve bu beni edebi olarak çok sınırlıyor, döngülere sokuyor. 5 satırlık bir paragrafta aynı iki ifadeyi örneğin 3'er kere görmek... Konuşurken belki çok fark edilmiyor, ama yazarken kör göze yönlendirilmiş bir parmakçasına rahatsız ediyor. Hoş değil. Bir değişiklik olarak, uzun uzadıya düşünüp de yazabilirim, ama o da pek... nasıl desem, heyecanlı değil. Gene de görünüşe göre bir seçim yapmalıyım, edebi tatmin edicilik ya da anlık küçük zevkler.
Edebi bir ürün peşinde koşmuyorum, blog yazılarımdan ilham alanlar kapımda kuyruk olsun, yayınevleri bunları kitap yapsın diye heveslerde de değilim -hatta, mümkünse olmasın- gene de eğer sonunda 'okunması' beklenen bir şey çıkacaksa -ki çıkacak, en azından ben okuyorum- bu okuma sürecinin de keyifli olması gerek. Süreçten keyif almak iyi güzel, ama son ürün tatmin edici olmazsa sürecin ne anlamı var ki?
Öyleyse artık düşünüp taşınıp yazmaya başlayayım.
Edebi bir ürün peşinde koşmuyorum, blog yazılarımdan ilham alanlar kapımda kuyruk olsun, yayınevleri bunları kitap yapsın diye heveslerde de değilim -hatta, mümkünse olmasın- gene de eğer sonunda 'okunması' beklenen bir şey çıkacaksa -ki çıkacak, en azından ben okuyorum- bu okuma sürecinin de keyifli olması gerek. Süreçten keyif almak iyi güzel, ama son ürün tatmin edici olmazsa sürecin ne anlamı var ki?
Öyleyse artık düşünüp taşınıp yazmaya başlayayım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)