2011-05-20

Ejderhalar

Bilenler bilmeyenlere anlatsın, ejderhalar şöyle sıralanır:
Kromatikler -renkliler-, zayıftan güçlüye doğru,
- beyaz
- siyah
- yeşil
- mavi
- kırmızı

Metalikler, zayıftan güçlüye doğru,
- pirinç
- bakır
- bronz
- gümüş
- altın

Yaş aralıkları,
0-5, ejdercik
6-15, çok genç
16-25, genç
26-50, jüvenil
51-100, genç yetişkin
101-200, yetişkin
201-400, olgun yetişkin
401-600, yaşlı
601-800, çok yaşlı
801-1000, kadim
1001-1200, ejder
1200+, haşmetli ejder

öncelikle, 'juvenile' için 'jüvenil' diyerek bir çeviri yaptığımı düşünmüyorum, bir ara yeterli bir ingilizce - türkçe sözlük bulursam, ve orada da 'genç'ten farklı bir şey yazıyorsa, kullanırım. onun dışında, 'ancient' yerine 'kadim' bence güzel bir çeviri oldu, 'wyrm' ise, 'worm' veya 'wurm' kelimesinin farklı yazılışlarından biriymiş, ki 'wurm' da ejderhaya alternatif bir isimmiş. eh, ben de ejderhaya alternatif olarak 'ejder'i kullandım, ki, biraz kolaya kaçmış gibi olsam da, mantıklı. böylece, 'wyrmling', 'wyrm' ve 'great wyrm' sırasıyla 'ejdercik', 'ejder' ve 'haşmetli ejder' olarak çevrildi.

2011-05-18

Achievement Unlocked!

Uzun uğraşlar ve ısrarlı tacizler sonunda Zafer Hoca'dan referans mektuplarımı alabildim. Kendimi -hiç bir şey yapmış olmasam da- büyük bir iş başarmış gibi hissediyorum, bir o kadar da üretken. Şöyle de söylenebilir: 'I'm all fired up!' Planım, pazartesi günü her şeyi acele bir şekilde postaya verebilmek. Niyet mektubumu yazmakla kalmadım, kontrol edilmesi için Ayşe Hanım'a bile yolladım. Gözüme biraz kısa geldi, itiraf ediyorum. Geriye sadece, anlaşılmaz bir şekilde, CV kaldı. 'Öğrenciydim' diye tek bir satır koysam olmaz mı?

Üstüne üstlük, bu hale dün olan iki sınavıma rağmen geldim. Sınavlar... biri, kalırsam okulu bir sene uzatacak olan bir dersin pek de iyi geçmeyen ilk sınavından sonraki sınavdı, diğeri ise makroekonomi. Makroekonomiye, diğer sınavı tanımlayışımdan ötürü, pek çalışamamıştım; boş kağıt verdim! Eh, bunu da yapmadım demem. Bu aralar 'Bu dönemi şunu yapmadan bitirmiş olmayayım' demekteyim, çimlerde oturup kitap okumam ve müzikale gitmem bu isteğimin sonucu. Bir ara 'Devrim'i şenlendirmek gerek, ama sanırım finaller bitene kadar bekleyebilir.

Diferansiyel geometri sınavım, çalışmış olmama rağmen, pek iyi geçmedi. Yeterince iyi çalışmadım, doğru çalışmadım, dersten kalmayacağıma inanmamla birlikte, alacağım notla memnun olacağıma da inanmıyoum. Her neyse, önemli olan gözlem şu: Bu tam da, ikinci sınıf ikinci dönemi gibi, değil mi? O zaman da makroekonomi ve basit diferansiyel denklemler derslerine gitmeyerek, ikisinden de memnun olmayacağım bir not almıştım. Tabii o zamanlar derslere gitmeyişim çok daha asil bir sebebe dayanıyordu, dersler çakışıyordu ve bir birine bir diğerine gitmekten, ikisine de gidemez olmuştum. Şimdi ise, yolu çekememek ve de vaktimi daha önemli (!) şeylere ayırmaktan ötürü. Galiba gerçekten de aralıkta yanlış bir karar almışım, ya da sadece kendime lüzumsuz yere güvenmişim. Şirin Hoca'ya karşı fazlasıyla mahcubum. Adeta kötü bir öğrencilik yaptım. Ali Hoca'yla pek anlaşamıyordum zaten, verdiği ders güzel olsa da, verişinden pek memnun değildim. Ancak gene de, belki bir ara haddimi aşıp ona belli bir notun altına düşmemek yönünde bir ricada bulunabilirim.

Gittiğim müzikal ise... eh, bu adamların önceki işlerini daha çok beğenmiştim. Ya beklentileri yükselttiler, ya da bu defa çalmaya karar verdikleri eserin İngiltere menşeili olması gerçekten bir farklılık yarattı. Gene de, eğlenmemiş olmadım.

2011-05-15

Mayıs

İşler bitti, tekrar akademik kariyerime odaklanabilir, hatta master başvuru belgelerini tamamlayabilirim. Lakin, benden CV istemek komik değil mi? CV dolduracak ne iş yaptım ki? Öğrencilik mi? Onun için bir karne var zaten... Anlayamadım.

Bir ara tekrar matematik hakkında yazacağım, ama önce mezun olayım.
Ve bir ara, Bakuman hakkında yazacağım, bu aralar iş güç yokmuş gibi onu okuyorum -ama, aslında var-
Okulu bitirmek üzere olmak ilginç bir his, pek farkına varamamış olsam da 4 seneye yakın zaman geçirmişim. Adeta yaşlandım.
Söz etmem gereken ve edemeyeceğim şeyler de var. Blog tutuyor olmam günlük yazmamı engellemiyor, değil mi? Kendimi oraya yönlendireyim en iyisi.

2011-05-12

İnsanlar eğlenceli değil,

üstelik bilmedikleri şeyler var. Örneğin, sınırları. Ayrıca, alışverişlerin nasıl yapıldığını da biliyora benzemiyorlar. Biri başkasına veremeyeceği bir şeyi başkasından isteyebilir mi? Lütfen istemesin, komik oluyor, ya da saçma. Uzun lafın kısası, yakın çevremdeki birine sinirliyim, ancak kavga başlatacak kadar değil, daha doğrusu dayak yemeyi göze alacak kadar değil -ne de olsa başlatılan her kavga bunu göze almaktır- ben de susuyorum, ne de olsa bir noktadan sonra mümkün değil yüzünü görmeyeceğim, yani iletişimimiz bitecek. Lakin, pek kolay değil. Konuşmanın bir işe yarayacağını sansam denerdim belki, ancak böyle bir inancım yok. Söz konusu arkadaş iletişim bitene kadar eşeğin teki olarak kalacak, ben ne anasına küfredeceğim, ne ağzının ortasına çakacağım, 'he peki' diyip susacağım, sonra da hayatımıza devam edeceğiz. Gerçekten de, hiç eğlenceli değil. İtiraf etmeliyim, mallığın bu kadarı beni üzmedi de değil.

2011-05-03

İstanbul

Sonunda asabım yeterince bozuldu, 'eeh...' diyip hayatıma devam ettim. İnsanlara yapmam gerekenin, yapmaya gönüllü olduğumun 'her şey' olmadığını hatırlatmayı bu kadar geç vakte bırakmış olmam biraz kötü. Elden bir şey gelmez, 10 gün sonra bu işler bitiyor. İki taraf da sessiz sakin dişini sıksın.

Ve bugün dünya değişti, Usame Bin Ladin bir daha toplum içinde yüzünü gösteremeyecek. Eğer Obama'nın sözlerine güveneceksek, ölmüş bile olabilir. Yeni dünyaya hoşgeldik!