2013-08-28

Trakya üçgeni, beşgünü

İslak sacimla yattigim yastik vicdanimi sizlatiyor. Aksam da burada yatacagim, ertesi gunse gidecegim. Tekirdagin sehir kismindayim, beklentilerimden daha luks ve daha pahali bir uc yildizli otelde. Simdi ogle ezani okunuyor, televizyonu ve klimayi kapatinca odayi dolduran sessizlige bir alternatif. Cikip yemek yemeliyim. Kucuk bir sehir, ben de iki ogun yiyecegim. Kahvaltiyi otel veriyor. Ogle yemegini otelin yanindaki koftecide yemeyi dusunuyorum. Sonra yol uzerinde gordugum namik kemal halk kutuphanesine goz atarim. Odam ufak, tam olmasi gerektigi gibi. Pencerem ara bosluga bakiyor, karsimda hic bir sey yok. İstesem ciplak yatabilirim yani. Belki de yatmaliyim, islak parcalarin kurumasi icin...

Yolculuk nasildi? Esenler otogarindan nefret etmemi bir kenara koyarsak, pek bir macera yoktu. Koltugum cam kenariydi ama tam camlarin arasi, kocaman bir parca plastik. O yuzden ben geldigimde orada oturan adama ses etmedim. Ama baskasi etti, cunku ilk bastaki 16'yi 18 okumus, 18'in gercek sahibince kovuldu. Yolda bize markali kek verildi, sasirdim. Niluferde verdikleri dandik keklere cok alismisim. 105 dakika sonra esenler otogarindan tekirdag otogarina ulasmistim, neredeyse kadikoyden cekmekoye olan sure.

Otogardan sehre servis hizmeti yokmus, kendine halk otobusu diyen bir minibuse bindim. Nereye gittigime dair en ufak bir fikrim olmadigi icin alisveris merkezini gorunce atladim. Tum alisveris merkezleri ayni yerler nasilsa. D&R'daki kasiyer kizi biraz sapsallatip yol tarifi aldim. Sahile inmemi soyledi, oysa buranin sahili hic de besiktas veya kadikoy gibi bir carsi degil. Sahile inerken tekrar yol sordugum bufeyse carsidaki salas otelleri bana yakistiramamis olacak ki bu bekledigimden luks oteli onerdi. Neyse, fark etmez. Bir gececik kalacagim nasilsa.

Tatile bir hanimla ciktim: Emma Bovary. Onu okurken, sevgili Ma~yu~shi~'yi dusundum (okuyucuya not: bunu telefonda yaziyorum ve telefona mayushi dedim mi boyle yazmayi ogretmistim) acaba onsuz tatile cikmama mi bozuldu? Sanmam. Ne oldu acaba bize... Onu ozluyorum...

...

Odadan cikarken yanima kitabimi degil de telefonumu almamin bir sonucu olarak gene basbasayiz blog. Cesitli kiyaslamalar yapiyordum. İstanbulu bir metropol olarak ele alirsak, yani ayni sehirden bir kac tane oldugunu fark edersek her sey yerli yerine oturuyor. Her sehir ayni aslinda, hepsinin bir ataturk bulvari, cumhuriyet caddesi, alisveris merkezi, carsida otelleri, iyi ve kotu restoranlari var. Tekirdag farkli mi? İstanbulda olup burada olmayan ne var? 

Oncelikle, buradaki alisveris merkezine starbucks kirli ellerini(?) uzatamamis, su an metaforik bir boslukta, literal bir ozsutteyim. Sirin bir kasiyer vardi, tatilini verimli gecirmeye calisan bir lise cocugu galiba. İcecek siparisimi fiyat/performans diye sormam biraz kafasini karistirdi sanirim. İctigim soguk kahveye krem santiyi duzgunce sikamadigi icin ozur dileyerek getirdi. 

Sonra, sunu kesinlikle soyleyebilirim, İstanbulda daha cok trafik isigi var. Sehrin bir tanecik caddesi var (hukumet caddesi) orada bile icgudulerime guvenip karsiya gecmem gerekiyor. 

Sonra, cocugunu yanimdaki bos koltuga "amcanin yanina gec" diye oturtan anneler var. Yalan degil, baska sartlar altinda o yasta cocugum olurdu gerci. 

Sonra, sahiden de orduevinin onune tak kurmuslar. İlk basta daimi bir dekorasyon sandim ama sonra 30 agustosun yaklastigini hatirladigimda ilgi cekiciligini kaybetti. 
Otelin yanindaki koftecinin kofteleri guzel olsa da, gorunuse gore "aha, turist!" diye ani bir refleks gosterip biraz tuzlu bir fiyat cikardilar.

Bir de, yol uzerinde denk geldigim iki muzeye girdim. İnanilmaz bir merakla girismedigim icin cok detaylara bakmadim, biri standart "zamaninda buralarda kimler yasamis" muzesiydi, cesitli gomuler ve sikkeler vardi. Devamindaki muze 18. yy'in basinda osmanliya surulmus bir macar prensinin koskuydu. Rakóczi muzesi ve caddesi. Konudan anladigim iki sey var: 1) adamlar cuce silahlari kullaniyormus, axehammer ve pickhammer 2) o zamanlar macar kralligi ve bununla birlikte avrupada cok agir dramalar donmus. Bize tarih derslerinde ne gosterildigini hatirlamiyorum. Kendi tarihini bilmek onemli, ama benim tarihim dunya tarihi degil mi?

Sanirim bu gun daha fazla yazmayacagim. Biraz daha yurur, yemek yer, otele gidip dus alip uyur, sabahtan da kahvaltimi edip edirneye gecerim. Orasinin biraz daha eglenceli olmasini umarim, ne de olsa orada iki gun gecirmeyi planliyorum.

...

Kahvecinin "bozarsaniz memnun olurum" demem uzerine monopoly parasi gibi getirdigi para ustumle kendime kitaplar aldim, ucuz bir okuma olsun diye bukowski, camus ve more. Boylece yilbasindan beri cuzdanda tasidigim D&R hediye kartima ilaveten 2,5 lira vererek 3 kitap edinmis oldum. Harika! Sonra yemek katina cikip bukowski'ye baktim. Hikaye kitabiymis, tam bir yaz kitabi. Sonra yemek yemelik bir yerler bulmak icin gezdim, ancak gozume yuksek sosyete yerler ilismedigi icin en dusuk sosyete yerlere gittim, 2 liraya yarim ekmek tavuk doner yedim. Sonra da 1 liraya 1,5 lt erikli alip (evet, tekirdag yakin zamanda istanbulu vuran su zammindan henuz etkilenmemis) odama cekildim. Kendi kendime kafayi yedigim yetmedigi icin arkadaslarimi arayip onlari da iliskim hakkinda endiselendirdim. Arkadaslar ne gunler icindir. Ama siz merak etmeyin, en azidan sizi bu konuda endiselendirmeyecegim, bu konuda blog'a bir yazi yazdim ve yayinlamayacagim. Neyse, arkadaslarimla konusmak canimi siktigi icin, cunku konu cok eglenceli degil, gidip salak sacma bukowski hikayelerine geri dondum.

Gece uyumakta zorlandim, periyodik olarak odayi dolduran elektronik titreme sesi beni sizana kadar beklemek zorunda birakti. Sabah da uyanmak zor oldu. Kurdugum alarmlar bir bir onumde duserken ben uyumaya devam ettim. Saglik olsun, 9:30 degil de 11:00 arabasina binerim ben de. Dandik bir kahvalti, cunku kahvalti etmeyi sevmeyen keyifsiz bir adamin baska bir kahvalti etmesi mumkun degildir, ettikten sonra dusumu aldim, otelden cikisimi yaptim ve otobuse binip otogara gittim. 15 dakika sonra edirne yoluna cikacagim. Otogara girerken f tipi, t tipi ve yariacik cezaevlerine ziyaretci tasiyan servisler gordum. Bu ciddi bir sektore benziyordu. Ne kadar ilginc... Surgununu tekirdagda yasamis prensten sonra bu goruntu bana cok sairane geldi. Hayat acimasiz...

...

Yoldayim. Aycicek tarlalari arasindan geciyoruz. Yaz sonuyla birlikte kararmis, boyunlari bukuk. Kucagimda bukowski var, sikisli sokuslu hikayelerini okuyorum. Sansur ilginc bir sey, bukowski kitabinda "g.t" kelimesi gormek, "sikis" kelimesini gormekten daha huzursuz ediyor beni. Esyanin tabiatina aykiri bir sey varmis gibi. Oysa sikislerle, yaraklarla, gotlerle bir sorunu olan birinin bukowski okumasi ya talihin ya da arkadaslarinin kotu bir oyunu degil midir?

....

Edirnede sokaklar ciger kokuyor! Ayrica sonunda salaslikla rahatligin guzelce dengelendigi bir odada iyi bir fiyata kaliyorum. Keyfim -en azindan bu geziye ve bu sehre dair- yerinde.

Ayrica edirneye ilk anda cekildim. Acaba bu cekiciliginden oturu mu baskent oldu, yoksa baskentligin getirdigi kulturel zenginlik mi onu bu hale getirdi? Neyse ne, modern ziyaretci icin bu onemli degil, onemli olan gezip gormenin iyi bir fikir oldugu.

...

Gun bitti. Aksam 11e gelirken burda dune benzer yanlar goruyorum. Gene doyurucu ve yerel bir ogle yemeginden sonra kiytirik ve herhangi bir yerde yenebilecek bir aksam yemegi yedim. Gene bir baska arkadasimla Ma~yu~shi~'ye dair konustuk. Ama farklar da var, bir baska arkadasimla istanbul ve edirneyi karsilastirdik. Bu defa sehir icindeki ulasim icin toplu tasimaya ihtiyac duydum. Simdi muzik dinliyorum... Opeth her zaman guzel muzik yapmistir, hele guzel death metal yaptigi o efsane yillar... Hep demisimdir, 90larda metalci olmak lazimdi diye.

Neden fotograf cekmeyi sevmiyorum acaba? Anilari saklamak icin iyi bir yontem oldugunu dusunmuyorum sanirim. Hic bir sey degilse fotografa bakan ben ceken ben'den farkli bir ben olacak. O anki dusuncelerimi bir kenara birakalim, sadece gorsel algiya dayali bir arac. Telefonu tutmaktan dolayi sol kolumdaki aci, kulagimda kulaklik ve muzik, boynunda yuksek yastiklarin zorlamasi, tepemdeki ampulun sag bacagimdaki isisi, odaya ilk girdigim anda duyup unuttugum o rahatsiz edici koku. Onun icin cami actim, ancak pek esmiyor... Bunlarin hepsi kaybolacakti forografta, oysa simdi işe bunlari anlatarak basladim. Usenmedigim bir an odayi da tasvir ederim belki.

...

Yatakta uzandim. Gezimin 3. gunu. Ciddi yollar yurudum bugun, daha da yuruyecegim. Sikildim gezmekten, bes degil de dort gun olsa olur mu? Bir sey degil, tekirdagi gordukten sonra kirikkalede pek bir sey olmayacagina ikna oldum. Yaniliyorumdur belki. Neyse ne, yarin luleburgaz'da askerdeki arkadasimla gorusup aksamina eve donecegim. İyi olur belki de, parkeciye hazirlik olarak odami toplarim. Edirne guzel yermis ama.

Sabahtan camilere daldim. Cami gezmek nasil bir seydir bilmedigim icin "hmm evet ilginc" diyip ciktim. Benim bu camilerden anladigim, edirne halki bi noktada hayati 40K zihniyetiyle yasamis. Camilerde bir hasmet, buyukluk var, ibadet degil de askeri bir yapiymis gibi. Selimiye camii baska sartlar altinda bir kale de olabilir ornegin. Belki de sahiden de sinirda yasadiklari icin insanlara duygusal destek olmak icin boyle yapmislardir. İki camii gezdim, bir etnografya muzesine daldim. Muze guzeldi, ama cabuk sikilan bir insan olarak son duzluge bitse de gitsem diye girdim. Sonra varligindan o sirada haberdar oldugum 3. bir camiie gitmek icin hareketlendim, yerini buldum ancak o sirada ogle saati yaklastigi ve gunlerden cuma oldugu icin uzaklastim. Ogle saati yaklasinca bir seyler yeme fikri gitgide caziplesti, ne de olsa kahvalti etmemistim. Caddede bir asagi bir yukari dolastim. Ayni seyi tekrarlalamak icin ciger yemek istemiyordum ama, caddede bar var, cafe var, restoran yok! Sonunda "ilgilenmem" dedigim pazara kadar gittim. Pazarlari hic sevmem, bunu daha da sevmedim ve geri dondum. Caddedeki bir cigkofteci arayislarima yanit verdi neyse ki. Ne zamandir yemiyormusum... Sonra otele dondum, gunes biraz cekilsin, biraz toparlanayim diye uyuklamaya koyuldum.

Uyaninca gunesin cekilmis oldugunu sanip siyah opeth tisortumu giydim. Yanlis karar. Ardindan da once edirnenin peynirli tatlisini aradim, sonra da saraylara dogru yurudum. Saratlylara edirnenin gecekondu mahallesinden gecilerek gidiliyormus, ama ben saray falan goremedim. Uzakta bir tepenin uzerinde bir baska camii gordum, eski gorunuyordu, ona gideyim dedim ama mahallenin tek katli evler labirentinde kayboldum. Geldigim -ya da ona benzer- yoldan geri dondum, ogle namazinda bulunmadigim camiiye gideyim bari dedim. Bugunun 30 agustos olmasi sebebiyle askeriye bize kapilarini acmis envanter sergisi yapiyordu. Kac kere boyle bir firsat olur ki diye girdim. Bina 1899 yilinda edirneliler tarafindan yapilip orduya hediye edilmis. İlgincti ama yigin yigin silahlari ve garip askerleri gormek keyfimi kacirdi. Askerler halinden memnun gorunuyordu ama. Belki de uzun suredir sivil halkla bu kadar icli disli olmadiklari icindir. Binada komutan odasina girmeye kalkismisken ayagim yukseltiye takildi, bir asker "bu mali bir basina birakirsak binayi yikar" diye odayi tanitma bahanesiyle beni kontrol altinda tuttu. Neyse, bina guzelmis, onemli gunlerde giderseniz bir bakin, yoksa sivil olarak biraz zor. Giderken bunu genc bir cifte de anlatmaya calistim ama "yok sagol" diyip beni geri cevirdiler. Kizin cocuga "kanka" demesine bakarsak agir bir friendzone vakasi. Sonunda "uc serefeli camii"e vardim, merdivenlerde bir amcaya yardim ettim. Yani, ettim mi bilmiyorum, bana kendi basina cikti gibi geldi. Neyse, caminin isimlendirilmesi tam bir felaket! Hem bunun 3+2+1+1 olmak uzere 7 serefesi var, hem de sehirde baska bir camii 2+1 olmak uzere 3 serefeli! Kafa karisikliginin boylesi!

Oradan da ciktim, biraz daha yurudum, biraz para cektim, otele girdim. Biraz bukowski okudum, son hikaye kaldi. Blogu guncelledim ve okumaya geri donecegim. Eger bu gece usenmezsem odami tasvir ederim, olmazsa sansiniza kusun.

...

şansınıza küsün! türkçe karakterlerden anladığınız üzere (ne hoş, türkçe kelimesi zaten türkçe karakter konusunda 2/6 oranla gayet güzel bir belirteç) eve döndüm. son günüm nasıl geçti? meh, kırklareli yerine lüleburgaz'a gittim (bir yanlışlık sonucu değil, plan buydu) ve kırklareline gitmediğime hiç pişman olmadım. trakya temel olarak küçük şehir ve kasabalardan ibaret. gerçi, anadolu öyle değil mi? kıyaslamamı da istanbula göre yapıyorum sanmayın, edirneyi "yeterince" büyük buldum, istanbulu ise bir süredir "çok" büyük bulurdum zaten. öyleyse trakyayı güzel kılan ne var? eh, başlamak adına, edirne var. turizmi bir kenara bırakırsak, o peynir ve peynir helvası içimdeki gurmeyi uyandırdı. sonra, genel olarak trakya ahalisi çok güleryüzlü ve yardımsever, hiç aksi örnek görmedim, ki bu sadece müşteri olarak gittiklerim de değildi. neyse, özetle güzel bir tatildi, ancak benim aradığım kültür turizmi için tüm üçgeni dolaşmama gerek yokmuş. bu yazı da böylece son edit'ini (en azından, içerik ekleme bakımından) yaşadı, bundan sonra [iki satır - üç nokta - iki satır] görmeyeceksiniz.