2018-10-21

Kaşıkçı süikasti üzerine gelen tepkilere dair

Dün TV'de biri çıkmış bağırıyordu:
"[Kaşıkçı] konsolosluğa giriyor ve çıkamıyor. Yabancı gazeteciyi bile koruyamıyorsak biz nasıl bir ülkeyiz?!"
Bunun hissettirdiğine benzer bir hissi Karlov süikastinde de hissetmiştim:

  • Bunu diyen adam Türk gazetecilerin ne şartlar altında çalıştığından haberdar mı?
  • ve buna bağlı olarak, yerli/yabancı ayrımı neden?
  • Gazeteci korumak devletin görevi mi? (Değil)
  • Devletin her (yabancı) gazetecinin peşine polis takmasına yetecek insan gücü var mı?
  • ve en önemlisi, devletin her (yabancı) gazetecinin peşine polis takmasını gerçekten istiyor muyuz? Lütfen istemeyelim. Bu insan kaynağı probleminin ötesinde, ciddi bir güvenlik problemine dönüşebilir: polisin halkı korumaktan önce devlet şiddetinin bir enstrümanı olduğunu unutmayın. Özellikle de bizim gibi basının (oto- veya değil) sansüre uğradığı bir yerde gazeteci peşinde polis = yürütmenin yargıya bariz el koyması. O polisler koruma değil, bekçi olacaktır!
Karlov vakasında hissettiğim "Büyükelçilere koruma verilmemeli" değildi tabii, ama kör muhalefetin bir şekilde doğru yapılan şeylere dahi muhalefet etmesinin verdiği huzursuzluktu. Diplomatik misyonun koruması olup olmaması tartışılabilir, ama görünen o ki Ankara'da işler uzun süredir böyle yürüyormuş. Bunu bilmeden hemen "işte bu kötü niyettir!" diye çıkışmak uzun vadede faydadan çok zarar getirecek gibi geliyor.

2018-09-17

Yaz Sonu Gecelerinden Şiirler

[ADSIZ]

bir heykeldi şiir,
gözümün önünde.
keskim elimde
ve malzeme karşı.

vuruyorum ve kırılıyor,
kolayca teslim etmeyecek.
giz dolu kil ve mermer
ve tahta ve metal,

ve pisuarlar ve
cıvatalar ve
koca pörtlek harfler!
bense ancak inatla sabır

bu ancak benlik bir iş,
onu ancak ben görüyorum,
inadım başkaları da görsün diye,
sabrım yapabileceğimi sanmaktan.

 G4

 bütün olanı arıyorum
-kusursuzu değil-
ve kendimi, umuyorum,
bulup da verebilirim.

belki bütündüm, eskiden,
ve toplandık ve bölündük
sonunda azaldık;
hakikatle çarpıldım.

neredesin ben? hangi
uzay-zamanda?
seni hangi kollar sarıyor,
    ya da hangi omuz taşıyor?

yola çıkılacak ya yarın,
çanta hazırlığı bugün.
beni tanımaya mercekler,
yerleştirilecek bir boşluk.

KAP

Hatırlıyorum, bir gece
Sarhoşça sarıldım kaleme
Anlamadığım şeyler yazdım
Bugün tanıyamadım.

Sözler mi benimdi,
    ben mi sözlerin?
Bekledikleri bir an;
    bir kapı, kağıtlara açılan?

Öte dünyaya yerim yok,
Sadece ben
    ve kağıt-kalem.
İşin aslı daha basit:
Sandığımdan ibaret değilim.

Uyu ve tanı,
Uyan ve tanıt.

YIKILIÇ

kalkansız bir kılıca dönmüşüm
savrulunca yalnızca kan döken.
yıl sonra seni özlemişim,
daha anca anladım.

güllerle kaplı yol,
toprak üzerinde gün.
geride ancak balçık kaldı
söylenecek şarkısız.

neden dövüş
ve neden anlat?
taş duvarlar yoksa
varılacak yer şehir midir?

ve güneş batıyor:
taş, cam, toprak ve deniz.
kılıcı asıyorum
boşa dökülen kan elimde.

2018-08-13

2021 yılında, Paris açıklarında bir çiftlikte bulunan el yazması [1]

Lanet; bin kere lanet olsun! Gök, yer ve derinlerdeki tanrılar; lanet olsun!
Patlayan araçtan fırladığımda işlerin yolunda gitmediği belliydi, ancak bu kadar birbirine gireceğini tahmin edemezdim. Ben ki göklerin ötesinin sırlarını bilenlerdenim, nasıl da bu kana susamış vahşilerin arasına düştüm? Devrim Fransa'sındayım, ancak görünen o ki bu tarih kitaplarının anlattığından farklı bir yer. Bu tabii ki kitaplarımızın kabahati olabilir, ancak sonsuz evrenler teorisi uyarınca gerçekten başka bir Fransa'ya varmış da olabilirim. Zaman-uzamsal yerdeğiştiricimiz teoride buna izin vermiyor, ancak geçmişe yolculağa da yer yok, o yüzden her halükarda felaket bir yanlışlığın içinde düştüğüm kesin!

Pekala... bu diyara ulaşmamın üzerinden bir seneye yakın zaman geçti. Buraya ulaştığımdan daha iyi durumdayım, zaten onun daha kötüsü de toprağın altında dar bir kutu olurdu herhalde. Artık kararlılık ve karamsarlık arasındaki gidip gelmelerim sonunda beni böyle bir günce tutmaya mecbur bıraktı. İyi durumda çalışmalarımın bir kayıdı, kötü durumda 400 yıl sonraki şaşkın tarihçilere bir hediye.

Her şey, bir medeniyetin bitip bir diğerinin başladığı tarihe dayandırılabilir, sizin tarihinizle 1 Ocak 2000. Mühendislerin kadim yöntemleri ve kadim hataları o tarihe kadarki tüm toplumsallığı dayandırdıkları hesap araçlarının yok olmasıyla sonlanmış, bunun ardından gelen ani, vahşi ve ilkel savaş yıllara ve canlara mal olmuş. Geride yıkıntılar arasında inşa edilen kırılgan barış, yeni hesap araçları ve eski şanlı günlerin anılarına olan arzuyla gitgide sağlamlaşmış ve sonunda bir avuç insan -ki, dünya nüfusunun tamamına denk geliyor- küresel dünya birliğini kurmuş. Bunlar hep ninelerimizden duyduğumuz hikayeler, şimdi 19 milyonumuz da dünyayı, geçmişin kalıntılarını kazmak ve yarınlarını inşa etmek üzere tarayarak yaşıyoruz.

Bu kazma-ve-inşa işinde o kadar iyileştik ki son birkaç nesildir bırakılan noktanın dahi ilerisindeyiz. Bu yeni dünyanın yeni fiziği YS 393 yılında zaman yolculuğunun teorik altyapısını inşa etti, 2 yıl içinde de ilk deneysel prototipi geliştirdik. Ancak... görüldüğü üzere, henüz kusursuz bir şekilde işletemiyoruz, sadece bu riske değdiğini düşünüyoruz...

2018-07-24

Olasılık, İstatistik (ve Determinizm)

Beni nicedir rahatsız eden bir konudan söz etmek istiyorum: istatistik disiplini ve olasılık teorisi her ne kadar sıklıkla birlikte anılsa da dünyayı algılamada farklı araçlar sunar ve felsefi olarak farklı bakış açılarıyla ele alınmalıdır. Olasılık olacağa dair bir öngörüdür (en azından öngörüde bulunma çabası); istatistikse olmuşa dair bir kayıt tutma. Bu ikisinin ilişkisi şudur: insan olmuşa bakıp olacağı öngörmek ister.

2018-05-02

Küfür (2016, yaz)

Hayır; sus ve dinle
İddia ettiğin gibi değil:
Diz çökmeme gerek yok
Kimsem oyum ben
Senin her şeye kadir tanrın
değiştiremeyecek bunu

Korkma, üzül:
Tanrını öldüren ben değilim.
Cesedini kucağıma atan sen
Önünde eğilirken, ben
Bu yitip gidene ağlıyorum

Gözlerini açıp başını kaldırdığında
Kucağımda yatandan bana,
O zaman sen de ağla benimle
Yitip giden hayaller için,
doldurduğumuz şu boşluk için

2018-04-30

Bugünden sonra

Son geldiğinde, evlat,
Göz gördüğünce yer yarıldı
Toprak nefretle ateş kustu,
Son taneye kadar yandı ekinler.

2018-04-29

ince ağlayış (bitmemiş taslak)

Andığımız, Corc'dan bir söz:
Dizimizde saz,
Karşımızda siz.
Akış: amansız.

2018-04-28

Yarım kalan bütün

...ve sonunda kapaklar açıldı:
Karanlıkta duyduğum rüzgar,
gözümü yaşartıyor artık.
Varlık mavi-siyah bir gölge:
Düşüyorum!

Yavaş yavaş hatıra
tekrar doluşuyor kafama:
Onu kızdırmıştım ama
beni atacağını sanmak?
Asla!

Hikayenin sonunu
korkuyla biliyorum.
Düşüş uzun olsa da
çarpacağım sonunda.
Gökten!

2018-04-19

Tatava; 2. dikiş

tarih tekerrürden ibaret, hele ki ders almayı bilmeyen türk siyaset sahnesinde. tabii ben de bu sahnedeki bir politik aktör olduğum için kendimi bu denklemin dışına koymuyorum. yaklaşık 3 sene önce "bu ülkeden bir cacık olmaz" diye eldeki üç kuruş paramı dövize çevirdiğimden beri hem hakkında bunu söylediğim ülkede kalmaya devam ettim, hem de burada kaldığım halde ülkeden bir cacık yapmaya yönelik elle tutulur bir çaba ortaya koymadım.

2018-02-21

FML

eveet, yeni bir yıl, yeni bir "her şeyden nefret ediyorum!!1" yazısı. gerçi yanlışlık olmasın, okumadığınız -ve görünüşe göre okuyamayacağınız- bir yazı daha yazdım ama yeterince/layığınca nefret dolu olmadığı için gizli kalmaya devam edecek. öyleyse ne var ne yok? yahu... şu an ultra nihilist hissettiğim için "amaan bunu kim okuyacak?" diye düşünerek şu "bir okuyucu varmış gibi yazma" fasadını bir kenara bırakacağım. bu kelime de yakınlarda radarıma geldi, bence güzel. ilk olarak insanlık ve medeniyetten söz ederken kullanmıştım sanırım. yo, yanılmışım, kelime bu değil ancak daha da güzel: fars. "bu insaniyet dediğimiz farsı ciddiye almak zorlaşıyor." bilmesem çok fazla niçe okudum diyeceğim, oysa "çekiçle nasıl felsefe yapılır?"ı bir heves alıp ilk 10 sayfada liseli edgy ergen aforizmalarını görünce bir kenara atmıştım.