2012-05-05

Pedofili

Bu kavramın bende uyandırdığı fikirlere değinmeden önce tanımlarla uğraşacağım, zaten yazının esas nedeni kavramın yanlış kullanılmasının bende yarattığı huzursuzluk. Ayrıca, kaynağım Wikipedia'nın ingilizce halidir, onlardan daha doğrusunu bilen bir psikiyatr tarafından düzeltilmeye açığım.

Pedofili, en basit tanımıyla 'çocuk sevicilik'tir. Önemli soru şudur: 'çocuk' nedir? Görünüşe göre günümüzde buna '18 yaşından küçükler' yanıtı verecek bir çok insan var (sanırım huzursuzluğumun bir kısmı da kocaman insanları 'çocuk' olarak adlandırmaya yönelik bu hevesten geliyor.) Ancak artık insan zihni de, fijyolojisi de tıbbın, yani bilimsel araçları kullanmayı bilen insanların yönlendirmelerine baktığı için onlar ne diyor, ona bakalım:

Öncelikle, aşağıda listelenen "-fili"ler 'yalnız ve yalnızca ona yönelik bir cinsel istek' değil, sadece birincil isteği bu yönde oluyor. İşin teorik altyapısı üzerine daha çok konuşulabilir, ancak bu durumun ima ettiği ilk şey "30 yaşında biriyle de birlikte oldum, bana pedo diyemezsiniz!" gibi bir savunmanın su tutar hiç bir yanı olmadığıdır. Tanımlara devam edersek:

  1. Infantophilia / nepiophilia: 0-3 yaş aralığına yönelik cinsel dürtü.
  2. Pedophilia: ergenlik öncesi çocuklara yönelik cinsel dürtü. Genellikle 'ergenlik öncesi' 13 yaş ve öncesine denk gelmekle birlikte, değişebilmektedir.
  3. Hebephilia: erken ergenlik dönemindekilere yönelik cinsel dürtü. Genellikle 11-14 yaş aralığına denk gelse de, değişebilmektedir.
  4. Ephebophilia: geç ergenlik dönemindekileri (genellikle kadınlarda 14-16 yaş, erkeklerde 14-19 yaş; kadınların ergenliğe giriş ve çıkış yaşlarının erkeklerden küçük olmasının bir sonucu) cinsel olarak tercih etme durumu. Tanım aslında burada değişmiyor, bir tercih etme durumu hepsinde var ama Wikipedia yazarlarının dediğine göre bu kavram 'herhangi bir seviyede çekilme'yi değil, kesin bir 'tercih ediş'i ifade ediyormuş. Anlamadığım şey şu: önceki -fili'lerin hepsinde de böyle değil miydi, neden özellikle tekrar belirtmişler? Yanlış yönlendirici bir ifade olmuş. Bu -fili'yi diğerlerinden ayıran şey, bunun patalojik bir vaka olarak kabul edilmemesi.

Tanımlar buraya kadar, sıra benim düşüncelerime geldi. Açıkçası, karşı olduğum şey çocukların arzulanması değil, istismar. Sırf çocuklar da değil, her hangi bir şeyin istismar edilmesini eden de, edilen için de küçük düşürücü buluyor ve kınıyorum. Ama tabii, insanlar birbirini severse ben kimim ki itiraz edeceğim? Benim kim olduğumun şu yanıtı buraya yakışır: "zor ikna olan biri." Gerçekten de, daha ergenliğe adım atmamış, sosyal yaşamın ne olduğunu bilmeyen birinin bir başkasını bir ilişkideki gibi sevebileceğine inanmıyorum, ya bir taklit peşindedir, ya da ikna edilmiştir diyorum. İki durumda benim için bir istismardır, yaşça büyük olan, küçüğün zihinsel olarak olgunluktan uzak oluşunu istismar etmiştir. Zaten bu istismarın zihinsel değil, fiziksel olduğu duruma değinmeye gerek bile yok, tecavüzü suç olarak görmeyen bir hukuk sistemini güvenilir göremeyen biriyim. Ephebofili konusuna gelince, patalojik bir vaka olarak görülmemesini takdir ediyorum, bence o yaşlardaki insanları "büyük çocuklar" olarak görmekten vazgeçip "genç erkek/kadınlar" olarak görmek gerekiyor. Gerçi bana hiç cazip gelmiyor, günümüz lise öğrencilerine baktığımda her hangi bir iletişim ilk 15 dakika içinde "N'olur daha fazla konuşma" dememle sonuçlanacak gibi bir his içindeyim (ama çok da büyük konuşmamak gerek, bana bunu dedirtmeyen en az bir insan olduğunu biliyorum.) Haliyle bence ephebofililerin ya standartları çok düşük, ya da sabır eşikleri çok yüksek.

2012-04-09

0,999... = 1

Ekşi Sözlük'te vakit öldürürken sol kenarda gördüğüm bu tartışma beni bir yanıt vermeye mecbur bıraktı, gerçi bu ihtiyacın eyleme dökülmesine kadar geçen sürede 'muhendis' lakaplı arkadaş aslında konudaki en doğru açıklamayı yapmış, bana söyleyecek pek bir şey bırakmamış.

Anlamadığım şeyse, bu açıklamanın benim içimdeki tartışmamı (zira yarım saattir kafamda anlamamakta ısrarcı öküzlere laf anlatıyordum) bile bitirmiş olmasına rağmen, nasıl oluyor da konuda hala bu lafın üstüne laf edecek 6 adam çıkıyor? 5'inin sözlerinde ciddiye alınacak en ufak bir kırıntı bile yok zaten, başarısız troll'ler bile olmaları mümkün, kalan biri de önermenin doğruluğuna değinmiş. E adam zaten doğruluğunu anlatmış, daha neyin peşindesin ki sen? Neyse, bir heyecan başladığım yazıyı en azından o yorumu alıntılayarak bitireyim:
bu esitlik dogru mudur degil midir, kabul mudur gercek midir tartismasina girmeden once, kullandigimiz ifadelerin ne anlama geldigi uzerinde anlasmamiz lazim. matematige dair tum anlasmazliklar, aslinda tanimlar uzerindeki anlasmazliklara dayaniyor. simdi, "1" ve "=" sembollerinin ne anlama geldigi konusunda herhalde hemfikiriz, demek ki "0.999..." ifadesi ne anlama geliyor o konuda anlasmamiz lazim. "0.999..." ifadesi, sonundaki uc noktadan da anlasilacagi uzere, aslinda bir limitin kisaltmasidir. hangi limitin kisaltmasidir? 9/(10^1) + 9/(10^2) + 9/(10^3) + ... + 9/(10^n) toplaminin, n sonsuza giderken varacagi limitin kisaltmasidir. bu limit de 1'dir, cunku 1'den yukaridaki toplami cikarirsak, aradaki fark n sonsuza giderken sifira gider. (daha kesin bir ifadeyle: sifirdan buyuk her bir epsilon degeri icin, n yeteri kadar buyukse yukaridaki toplamin 1'den uzakligi epsilondan kucuk olur.) demek ki 0.999... = 1 esitligi dogrudur. asagi yukari degil, tam olarak dogrudur. ve bir kabul degil, bir gercektir. tabii, sol tarafin bir limiti ifade ettigi konusunda anlasiyorsak. yok, siz sol tarafa "sifir virgul bir suru dokuz" gibi sezgisel bir anlam veriyorsaniz, bu esitlik tabii ki dogru olmaz. daha dogrusu, sol tarafa kesin bir tanim veremedigimiz surece, bir esitlikten bahsetmek dogru olmaz. yazdigimiz sey anlamsiz bir semboller dizisi olur.

Approved!

Edit: Baktıkça sinirleniyorum, haddimi aşıp söyleyeceğim: "Herkes de matematik Ph.D almış mk!"
Olay entel mastürbasyonu değil, 'ben biliyorum sen bilmiyorsun hah ha nasıl da kodum!' diye kendimden geçmiyorum, ama anlamadığım bir şey var: Bu insanlar belli ki çok da anlamadıkları, kesinlikle uzmanı olmadıkları bir konuda, nasıl bir özgüven ve sosyal cesaretle (cahil cesareti tabir edilen cesaretle muhtemelen) sorgulamadan ahkam kesebiliyor? Belli ki hiç kimsenin ('Muhendis'i dışarıda bırakıyorum) aklına 'Ya iyi güzel de, bu 0,999... denen meret ne ki?' diye sormak gelmiyor. Oysa bu soru, rasyonel sayılar ve ondalık ifadeler diye başlayıp reellerin tanımlanmasına kadar gidecek bir düşünce zincirinin ilk halkası olabilirdi. Herkes 'Ya işte bu da bir sayı' diyor, aynı yüzeysel yaklaşımla aynı yanıtı sonsuz için veren zihniyet de bu işte. Elbette 0,999... bir sayıyla özdeşleştirilebilir, özdeşleştirilmesi gereken sayı da 1'dir, çünkü reel sayılar böyle tanımlanır.

Haydi elimi korkak alıştırmayayım, matematiksel olgunluk adına bir kaç adım atayım. Doğal sayı -ya da sayma sayıları, üç aşağı beş yukarı aynı şeye denk geliyorlar- sistemiyle haşır neşir olmayan yoktur, bu gayet güzel bir kümedir, üzerinde toplama ve çarpma işlemleri tanımlanabilir. Ancak bir sıkıntısı, bu işlemlerin tersi olmamasıdır. Toplamanın tersi için tamsayılar, çarpmanın tersi için rasyonel sayılar kümelerinin gelişimyle (ilginç bir şekilde okullarda tamsayılar 'pozitif' rasyonel sayılardan önce öğretilmiyor. İlkokul öğretmenimle rasyonel sayıların sayı doğrusu üzerindeki gösterimine dair bir tartışmaya girdiğimi hatırlarım) birlikte sayılarımız cebirsel ihtiyaçlara tam anlamıyla yanıt verebilir bir hale gelmiştir (yani, neredeyse 'tam'. Hala x^2+1 polinomunun kökleri eksiktir örneğin, ama bu ayrı bir konu.) Yani artık 'toplama-çıkarma-çarpma-bölme' diye bilinen 4 işlemin tamamı bir anlam ifade etmektedir.

Ancak cebiri bir kenara bırakırsak, bu kümenin bazı sıkıntıları hala vardır. Bu küme, 'bütün' değildir, örneğin basit bir ispatla gösterilebileceği üzere 2^½ ( = karekök 2) bu kümede yer almaz. Kümemizi cebirsel yollarla biraz büyütebilsek de (böylece 2^½ bu kümeye dahil olur) hala yeterli değildir, örneğin meşhur π sayısı bu yeni kümede de yer almaz (bunun ispatı o kadar kolay olmasa gerek, hala göremedim.)

Böylece cebirsel yöntemlerle gelebileceğimiz en büyük kümenin de hala yeterli olmadığını görünce yeni bir yönteme ihtiyaç duyulmuş. Bunun için temel kalkülüs tekniklerinden faydalanmış, dolayısıyla bu 'analitik' bir yöntem. Kullanılan teknik için önce şundan söz etmek gerek, bu halledildikten sonrası kolay. Tabii, her (yeni tanımlanacak olan) reel sayının bir tam sayı kısmı, bir de buna eklenecek 0 ve 1 arasındaki bir kısmı olacaktır. Her reel sayı bu şekilde biricik olarak ifade edilebilir ve tamsayı kısmı zaten tanımlandığı için önemli olan 0 ve 1 arasındaki kısmı tanımlamaktır. Yöntem şu:
  1. Elemanları {0, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9} kümesinden alınan bir {c_n} dizisi alalım. Örneğin {0, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1, 0, 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9 ... } (Bunlar, en son ulaşacağımız sayının rakamları olacak, 10 tane rakam olması tamamen bizim ondalık sisteme olan bağlılığımızdan, istediğimiz kadar çok rakam kullanılabilir)
  2. Böyle her dizi için şu seriyi tanımlayalım: *toplam* (c_n)/10^n Örnekten devam edersek bu 0/10 + 1/100 + 2/100 + 3/1000 + 4/10000 + 5/100000 + 6/1000000 + ... (Bu adımda rakamları uygun basamaklara yerleştiriyoruz)
  3. Bu seri sonunda bir 'şey'e istediğimiz kadar yaklaşabilir. O 'şey'e bu diziyle özdeşleştirilmiş sayı olarak tanımlanır, 0,0123456789876543210123456789... diye gösterilir. (En sonunda sayı tamamen tanımlandı)
İşin analitik kısmına girmeyeceğim, ancak bu yeni yöntemle her rasyonel sayının gösterileceği açık, çünkü her rasyonel sayı bir rakamlar topluluğuyla gösterilebilir, liseye kadarki matematik bilgisi bunu söylüyor. Demek ki bu yöntemle bir şeyler kaybetmedik, her türlü kazançlıyız. Dahası, artık her bir 'şey'e 'yaklaşan' dizinin yaklaştığı 'şey' bir sayı olacak, ki bu eskiden olmayan bir şeydi. Sahiden de, öyle bir rasyonel dizi yazılabilir ki, aslında 2^½ye yaklaşmakta, ama o sayı rasyonel olmadığı için rasyonel sayı kümesinde hiç bir şeye yaklaşamıyormuş olurdu. İşte bundan ötürü 1 sayısını 1+*toplam*0 olarak yazabileceğimiz gibi, 0+*toplam*9/(10^n) şeklinde yazabiliriz. Tabii bu son önerme için bu serinin limitinin 1 olduğunu göstermek gerekiyor, ki bu yeterince kolay.

*toplam*9/(10^n) = 9 * *toplam* (1/10)^n Geometrik seri formülünden bu toplamın 1/9 ettiğini biliyoruz, bunun 9 katı 1 eder, ki bu da göstermek istediğimiz şeydi.

Ve böylece reel sayı kavramı tanımlandı. Bu kadar yazı yazdıracak bir konuda kalkıp "Saçma saçma konuşmayın, öyle değildir işte!" derinliğinde laflar savuranları da akıl fikir veren kişi ve kurumlara havale ediyorum.

Edit2: Delireceğim! Bir de yeni yeni çok büyük laflar edenler çıktı bu konuda. Güzel güzel konuşup 'işte bu yüzden eşitlik yanlıştır!' diyorlar. Demek ki neymiş? Okumuş cahil, okumamış cahilden betermiş. Neyse ki zamanla birlikte beni acılara sürüklemeyen girdi sayısı 2'den daha yüksek sayılara çıkmış (uzunca bir süre sadece konudaki ilk mesaj ve 'muhendis'in girdileri elle tutulur şeyler söylüyordu.)

Edit3: Tabii gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var. Bu yazı içinde çelişen iki şey var: 'her sayı biricik bir şekilde ifade edilebilir' ve '1 hem 1 + *toplam* 0 hem de 0 + *toplam* 9/(10^n) şeklinde gösterilebilir.' Tabii, daha sade bir gösterim olması adına 1 + *toplam* 0 tercih edilir, ancak bu gösterimi tek yapmaz. Aynı sorun aslında bir çok sayı için vardır, 0,1 sayısı da 0,0999... diye gösterilebilir. Mümkünse tekrar eden gösterimden uzak durarak 'neredeyse' biricikliğe erişilebilir.

2012-04-07

Bekleyiş

Her zamanki uzun ve felsefi bir yön taşımaya uğraşan yazılarımdan yazmak isterdim, ama yapamayacağım. Yazmak zorunda olduğum şey çok basit bir gözlem ve bunun getirdiği çok basit bir soru sadece. Elbette, her zamanki gibi, katılmamakta özgürsünüz.

İnsanların en çok vakit vakfettiği sitelerin başında Facebook geliyor. Biliyoruz ki Twitter ve 9gag'e harcanan vakit de az değil. Peki bunların ortak noktası ne? Basit: düzenli olarak yeni içerik gelmesi. Aslında, bu 'düzenli olarak yeni içerik' koşulunu sağlayan çoğu sitenin öyle ya da böyle popüler olduğu görülebilir. Peki insanlar neden 'yeni içerik'e bu kadar talepkar - cüretkar olmak gerekirse, muhtaç? Bana öyle geliyor ki bu siteler günün sonunu bekleyişi katlanılır, fark edilmez hale getirme konusundaki yardımları sayesinde bu kadar rağbet görüyor. İnsanlar, kendileriyle başbaşa kalmamak istiyor. Daha eskiye gidersek, eskiden bu iş için televizyon yok muydu? Neyse, şimdiye kadar, bir gözlemden başlayıp giden düşünüş zincirine hala bir ifade istismarıyla 'gözlem' diyorum ve sonunda yazının başında değindiğim soruma geçiyorum: İnsanlar neden gözleri açıkken uyumaya bu kadar istekli?

2012-03-29

Mart (ya da 'Düşünüşe Dair...') (ya da 'Atları da vururlar, değil mi?')

Bir zamanlar demişim ki "belki bir gün rastgele bir okuyucumun olabileceğini düşünerek -hah!- çok özel şeyler de yazmam" Görünüşe göre bu da kendime verilen tutulmamış sözler listesindeki haklı yerini alacak. Ayrıca bu yazıda, son yazılardan birinde söz edilen düşünüp taşınıp yazma işi pek olmayacak, buna ilgi ve özen gösteremeyecek kadar yorgunum çünkü. Son olarak, başlık bulma konusundaki bu yeteneksizliğimin daha önce tekrarlandığını hatırladım, geçen seneki laflarıma baktım, blogumun günlüğüme muhalefet etmeyeceği gibi mantıklı bir önermede bulunmuşum. Doğru olmasına doğru da, günlük bittiğinde ve elde sadece bir blogla kalındığında ne yapmalı? İşte o yüzden anlamsız, huysuz ve mikroblogging'le yetinemeyecek kadar 'makro' laflarımı buraya saçıyorum...

Geç kaldığın otobüse koşarken otobüsün kalktığını görüp yavaşlama, sakinleşme hali... İşte ona benzer bir haldeyim, beni şehvet kuyularına atan hanımın benimle romantik bir ilişkiyle ilgilenmeyeceğine ikna olduktan, ve haliyle ona alımlı görünmek için uğraşmayacağımı fark ettikten sonra, biraz daha sakin, biraz daha az gerginim.

Ancak işler burada bitmiyor - asla bitmez, yoksa bu yazının ne anlamı olurdu? Boş vakti bol bir insanmışçasına bu konu üzerine de kafa patlatıp da ulaştığım alakasız ve genel düşüncelere gelmeden önce, bitmeyen işleri anlatayım: Ya yanılıyorsam? Ya benim için yanıp tutuşuyorsa? (tamamen felsefi bir içerik içinde farazi bir sorudur, bıyık altından gülmeyi bırakın) Bu aslında bilginin kesinliği üzerine bir sorun. İşin içine bir 'sonuca varma' aşaması giren her süreçte bu sorun yaşanacak, değil mi? Varılan sonuçların doğruluğu her zaman her tartışmaya açılabilir. Öyleyse akıl sağlığımızı korumak ve vaktimizi verimsizce harcamamak için bu kuşkunun bir yerde durması gerek. Bunun ne kadar erken olduğu elbette çok önemli bir kişilik özelliği olabilir, öyle ki bunu fark edemeyenlerle kısa -veya büyük- çaplı tartışmalar yaşanmasına yol açabilir, ama hiç kimse bilgiye dair kuşkusunu ömür boyu sürdüremez; en sorgulayışçı filozof bile bir noktada durup 'Ben böyle düşünüyorum!' diyecektir. Bu bir güven ve ikna meselesidir, kişinin bilgiye ve kendine olan güveniyle, başkaları ve kendince ne kadar ikna edildiğiyle ilgilidir. Özetle, "bir çizgi çekilir."

Peki ben bu konuda çizgimi nerede çizdim? Az önce söylediğim gibi, ikna oldum, ama yetinmeyip ya yanılıyorsam diye sordum. Şuna vardım: Diyelim ki gerçekten beni ve benimle bir ilişkiyi ilgi çekici buluyor. Öyle olsa bile, bunu o kadar fark edemedim ki, bu tedirginliği haksız kılacak en ufak bir işaret göremedim ki, bu ihtimalleri geride bırakıp ilerlemeyi kabullenebildim. Bu belki ikimiz için de bir kayıp olacak, ama böyle bir maceranın yaratacağı yıpranmayı telafi edebilecek bir ışık görmediysem, yapabileceğim pek bir şey kalmamış demektir.

Başka bir detay olarak, kadın erkek ilişkileri denen oyun o kadar karşılıklı güvensizliğe dayanıyor ki, birlikte oynayıp kazanmanın imkansız olduğunu düşünmeye başlıyorum. Yapılacak en iyi şey belki rekabetle oynamayıp, kaybetmemektir. İşin acımasızlığı, oyunun güvensizlikle kurulmuş olması, güvenin 'kaybetmek'le eşanlamlı kullanılması. Kadınlar ve erkekler arasındaki bir arkadaşlığın zorluğunu düşünmeye başlamam yetmezmiş gibi, bu düşünceyle iyice 'iğrenç bir insan' sıfatını hak etmeye başladım sanırım.

2012-03-07

Batman: Arkham City

Adam bir hareket adamı! Batman olmak zor iş arkadaş. Haydi bir gecede neler yapıyor bir göz atalım:

*Spoilers*
  • Hapishane önünde şehre getirilmek istenen bu ucubeye karşı bir kampanya başlatacağını söyleyen Bruce içeri atılıyor.
  • Kalabalığa atıldığında onu karşılayan Penguen ve adamlarını patakladıktan sonra, kaşla göz arasında yürüttüğü güvenlik görevlisi dinleme çipi sayesinde Kedi Kadın'ın İki Surat tarafından yakalandığını -ve muhtemelen öldürüleceğini- öğreniyor.
  • Elbette gidip kurtarıyor. Esas sıkıntı, o sırada Kedi Kadın'ın suratında dolaşan sniper lazerini görmesiyle başlıyor. Kadınını kurtarıp sniper'ın ateşlendiği kiliseye gidiyor.
  • Kilisede rehin alınmış sağlık çalışanlarını kurtarıp kuleye çıkıyor. Orada Joker'le ufak bir görüşmeden sonra patlayan kuleden kaçıp, görüşmenin gerçekleştiği radyo frekansını takip ederek Joker'in mekana ulaşıyor.
  • Çeşitli kavgalardan sonra Joker'in bulunduğu odaya daldığında Joker tarafından zehirleniyor ve ikisini de kurtaracak olan panzehiri bulmak için Mr. Freeze'in peşine düşüyor.
  • Onu bulmak için gittiği GCPD binası boş çıkıyor, çünkü Penguen tarafından kaçırılmış. Yapılacak tek şey Penguen'in müzesine gitmek. Tabii müzeye girebilmek için önce güvenlik önlemi olan 3 jammer'ı etkisiz hale getirmeli.
  • Ardından da Penguen'den 9 tane tedbili kıyafet polisi kesin bir ölümden kurtarmalı, Mr. Freeze'in zırhını bulmalı, sonra da Penguen'deki buz tabancasının gücünden çok etkilenip bunu nasıl etkisiz hale getireceğini öğrenmek için Freeze'i de Penguen'in elinden kurtarmalı. Bu yenilenmiş bilgiyle Penguen'i alt etmek yetmiyor, bir de onun evcil undead canavarını pataklamak gerekiyor. En sonunda tüm sıkıntılar bittiğinde Freeze'den öğreniyoruz ki Joker için hazırladığı panzehir özel bir enzime ihtiyaç duyuyor, ki bu da -şansa bakar mısınız?- Ra's al Ghul'un kanında bulunabilir.
  • Bir sonraki adım elbette Penguen'den kaçarken takip ettiğimiz ninja bayanın yönlendirmesi sayesinde Ra's'ın üssü bulmak, sonrasında da, Hazretler'le görüşmeye layık olduğumuzu kanıtlamak için mistik bir yolculuğa çıkıyoruz. Son adım olan 'Ra's'ı öldür' moral kodumuza uymadığı için yapmıyoruz, o yüzden onu da pataklamak zorunda kalıyoruz. Bir şekilde kan örneğini alıp -artık GCPD'e geri dönmüş olan- Freeze'e gidiyoruz.
  • Lakin Freeze bir malmışçasına 'Joker karımı elinde tutuyor, o yüzden ya karımı kurtar ya da öl!' diye bize kafa tutmaya çalışıyor. Yediği dayak yanına kar kalıyor sonunda. Sorun, bizim dövüşümüz esnasında Harley'in panzehirin kalanını çalması.
  • Dolayısıyla tekrar Joker'in metal fabrikasına geri dönüyor, bir kere daha Joker'i bulmaya çalışıyor, bu defa Joker'in ağzına bir güzel vuruyor ve üzerine yıkılan bir binanın altından çıkıyor. Sevdiceğini kurtarmak için kahramanca işe girişecekken hapishanedeki herkesin öldürülmesine seyirci kalamayacağını fark edip günü kurtarmaya karar veriyor. Kısa geçsem de, bu sekansta yaptıkları da pek az buz şeyler değil, bunu bu sekansın bitişini müjdeleyen cinematic'in uzunluğundan da anlayabiliriz.
  • Ve en sonunda, sevdiceğini kaçıran Joker'in peşinden gidiyor. Spoiler uyarısı koymuş olsam da anlatmaya yüreğim el vermiyor, son 'boss dövüşü'nden sonra oyun bitiyor.
Tabii, aradaki tonla yan görevi ve pataklanan kum torbalarını da unutmamak gerek. Söyledikleri gibi: "Adam aslında bir hafta aralıksız çalışsa etrafta suç muç kalmayacak, yaya yaya çalıştığı için böyle oluyor."

2012-03-03

Gece yarısı

Graah! Yazarken -ve, anlaşılan konuşurken de, ne de olsa uzun uzadıya düşünmeden yazıyorum- sıklıkla kullandığım kalıplar var, ve bu beni edebi olarak çok sınırlıyor, döngülere sokuyor. 5 satırlık bir paragrafta aynı iki ifadeyi örneğin 3'er kere görmek... Konuşurken belki çok fark edilmiyor, ama yazarken kör göze yönlendirilmiş bir parmakçasına rahatsız ediyor. Hoş değil. Bir değişiklik olarak, uzun uzadıya düşünüp de yazabilirim, ama o da pek... nasıl desem, heyecanlı değil. Gene de görünüşe göre bir seçim yapmalıyım, edebi tatmin edicilik ya da anlık küçük zevkler.

Edebi bir ürün peşinde koşmuyorum, blog yazılarımdan ilham alanlar kapımda kuyruk olsun, yayınevleri bunları kitap yapsın diye heveslerde de değilim -hatta, mümkünse olmasın- gene de eğer sonunda 'okunması' beklenen bir şey çıkacaksa -ki çıkacak, en azından ben okuyorum- bu okuma sürecinin de keyifli olması gerek. Süreçten keyif almak iyi güzel, ama son ürün tatmin edici olmazsa sürecin ne anlamı var ki?

Öyleyse artık düşünüp taşınıp yazmaya başlayayım.

2012-02-12

Yeni yıl...

...la ilgili bir yazı yazacak olsam şubatı beklemezdim. Yeni okulda akranım ve/veya ortak zevklere sahip arkadaşım olmadığı için ODTÜ'deki çılgın yılbaşı partilerinin bir benzerini yaşamadım, evde ailemle güzel bir yemek, o kadar güzel olmayan bir şarap ve Lady Gaga konseriyle geçen bir akşamla 1 ocağa girdim. Ayrıca, görünen o ki dün okuduğum kredi kartı sözleşmesinin edebi dili beni derinden etkilemiş, ve/veya kullanmam başka şekilde açıklanamaz.

Yazının esas amacı, bir şekilde bir yerlerde söylemem gereken şeyleri söylemek. Bunu söyleyebileceğim insanları -ki çok kalabalık değiller- kim bilir ne zaman görürüm, o yüzden bu boş blog'a başvurmak daha hızlı bir çözüm gibi geldi. Diyeceğim o ki, hayatımda ilk kez bir kadını tamamen cinsel motivasyonlarla istiyorum, ve açıkçası bu çok sıkıntılı bir durum. Yıllarını 'fuckbuddy'lik kurumunu küçük görmekle geçirmiş birinin sonunda tükürdüğünü yalaması... Tükürdüğünü yalamak kimi için bir sıkıntı teşkil etmeyebilir, benim için ediyor. En çok canımı sıkan şey, onu sevmiyor ve sevmeyecek oluşum. Diğer türlü gayet rahat olabilirdi, saf ve temiz duygularla kendisine asılır, belki tavlar, belki kıçıma tekmeyi yer ve postalanırdım. Oysa şimdi, bir 'sevgililik' istemediğime göre, yapabileceğim hiç bir şey yok!

Hayır, düşünüyorum da, yapılabilecek şeyler var. Br şekilde karşılıklı bir 'fuckbuddy'lik -ya da, fuck kelimesinden alınanlar için 'friends with benefits'- oluşturulabilir, en azından bunun için çabalanabilir, ama hayır, tükürdüğümü yalamamak adına bu yolda adımlar atmayacağım. Bir kere daha hormonlarım ve prensiplerim arasında prensiplerimi seçiyorum ve galiba ilk kez bu seçimi yaparken bu kadar zorlanıyorum. Seçimimden memnunum, zorlanmak can sıkıyor. Şimdiye kadar sarsılmaz bir özgüvenle hareket ediyordum ama bu defa dişlerimi sıkıp 'Hayır, dur, prensipler!' diye kendimi dizginliyorum. Karanlık tarafa çekilmemek için çabalayan bir Force kullanıcısı gibi adeta, oysa kendime 'Darth Axiomus' dediğim zaman bu tür endişeleri geride bırakmak amacı taşıyordum. Görünüşe göre eski halimden pek de farklı değilim, sadece ufacık bir değişikliği o sabitlik içinde olduğundan büyük zannettim.

Gözlerimin 'Oh bebek!' diye faltaşı gibi açılması için de bu yaşı beklemiş olmam... Bu tür şapşallıklar için fazlasıyla yaşlanmadım mı?

Son olarak, kendime sordum: 'Kendini kandırmıyor musun? Bu yolda adım atmayacak olman gerçekten prensiplerin yüzünden mi, yoksa hanfendiyi "eve atabileceğin" bir evin olmadığı için mi?' İlk başta kendime hak verecektim, lojistik olarak elverişli durumlarda 'eve birini atma'nın karşısında olmadığımı itiraf edecektim. Sonra bunu 'one-night-stand'ler için kabul edilebilir bulduğumu fark ettim, 'kısa süreli, cinselliğin ön plana çıktığı ilişkiler' için değil. Zamanında 'fuckbuddy'liğin arkasından atıp tutarken söylediklerimi tekrarlamak istiyorum: "'Boş vakitlerimizde sevişiyoruz' diyene kadar biraz zahmet edin de birbinizi sevin." Fikirlerimde ısrarcı olmaktan şikayetçi olduğum, kara bir gün.