yazıyorum şimdi, kimseye anlatamayacağımı bildiğim şeyleri gecenin birbuçuğunda yatakta uzanmış uyuyamayacağımı farkedince yazıyorum. ekşisözlüğe de yazabilirdim, yazarlığım onaylandı sonunda, ancak insanların itiraflarını bile beğenmeyecek insanlar geziyor orada. sevmiyorum kendi kendimle olan kavgama taraflar çıkmasını. evet, anlatacak bir şey yok aslında, kavga ediyorum kendimle o kadar. bir şeyleri değiştirecekmiş gibi kavga ediyorum, tabii ki değişmiyor. bari biraz edebiyat parçalayayım da ne kadar anlamsız olduğu bir çırpıda belli olmasın.
ama ne yazacağım buraya? kavgama taraf istemiyorum, hatta kavgamı duyurmak bile istemiyorum. ne yazmak bana iyi gelecek, zihnime biraz huzur bahşedecek öyleyse? haydi neden kavganın buraya bile yazılamayacağı üzerine spekülasyonlar yapalım o zaman, olur mu?
bir ihtimal olarak, her şey anonim olsa da, neyden söz ettiğimi anlayacak insanlar da okuyor burayı. muhtemelen şimdi de anlıyorlardır ya... demek ki onlara da bunu anlatmak istemiyorum. ama sadece onlar değil, hiç bir şey bilmeyen, benim kadar anonim okuyucuya da açıklayamam sanırım. her şeyden önce, haksız olmaktan, bu kavgayı kaybetmekten korkuyorum. kazanmak değil belki ama, haklı olmak istiyorum. kıvrılıp yatarken en iyimi yaptığımı bilebilmek istiyorum. içim şüphe dolu. bilmeyen bu küçük hayvan içimi, zırhımı, kendimi kemiriyor. bil! olmuyor. kavgalaşıyoruz biz de. ama en azından sizin "yanlış yapmış" deme ihtimalinizi böyle inceliksiz yöntemlerle yok ediyorum. yanlış yapmadım, anlıyor musun? size istediğim kadar diyebilirim, nasılsa vereceğiniz yanıtlar bir tıkla yokedilebilecek yorumlar olacak en fazla. ama kendime dediğimde alaycı bir şekilde gülüp, bir kaş kaldırıp, "hmm... emin misin?" diye soruyor. değilim, olsam kavga eder miydim? uyku düzenimi mahvedip, kendimle kavga edip, gene ve gene uyuyamayıp, ve uyanamayıp, ve belki sonra uyurken, yatağımdan çıkıp "kime anlatsam? kime anlatabilirim?!" diye düşünürken... hepsi, hepsinde mahvoluyorum. gülümseyemiyorum şimdi. rol kesmeyi kesip maskeyi attığım o seferden sonra geri takmak, role ve sahneye dönmek, bilmemkaçıncı perdeyi beklemek... zor iş. yapamıyor muyum? eh, bazen kendimi çok kaptırınca, sahneyi, perdeyi ve geri kalanı unutabiliyorum. ama gene de unuttuğumda bile daha iyi bir anın anısı aklımın bir köşesinde, o küçük canavara cesaretlendirici sözler fısıldıyor.
şu bir gerçek ki, gerçek kimselere anlatamadığım bunları, sanal kişilere, yani size: olmayan okurlarım!, kesinlikle anlatamam. gerçek kişiler gerçek tepkiler veriyor en azından, ikna edilme ihtimalleri var. sanallar? hayır hayır, sizin o şüpheden ne farkınız var? ona laf anlatmaya aciz ben size nasıl anlatsın? ancak böyle anlamayana derinmiş izlenimi verecek saçmalıklar doldurur sayfalar boyu. yaz da yaz, ne olacak ki? neyse neyse, dağıttım gene olmayan konuyu, olmamasını istediğim konuyu, bu blog'da rastgele bir şekilde yazdığım her yazıda yapma eğiliminde olduğum üzere. hadi konuya geri dönelim. hem, bir şey diyeyim mi, en azından bu gece için sahiden de biraz daha iyi geldi. neyse, devam:
düşüş'ü okuyorum şimdi. beni mahvetti, zehirle doldurdu içimi. kendimi varoluş krizlerini geride bırakmış sanırdım. kendimi samimi biri sanırdım. insanlara karşı değil gerçi, kendime karşı. neyi niçin ne yaptığımı bildiğimi sanırdım. zırhın çatladığı şu anda vurulacak darbe değilmiş bu düşüş. o sevimsiz adam gibi ben de yıkıldım, etrafımdaki en büyük düşmanımı gördüm. keşke benim düşmanım içimde olmasaymış. neyse, kendimle boğuşuyorum ve hiç bir şey değişmiyor. uyuyamamaya devam ediyorum. geceleri kendimle geçirmeye. şu kadarcık yazıyı bir saate sığdırmam, elbette internetin yardımları sayesinde, kaçmak değilse ertelemek istediğimi göstermiyor mu? kaçmak da istiyorum ama denedim, kendimden kaçamıyorum. kendimden, kim olduğumdan eminken, daha mutlu değildim ama daha huzurluydum en azından. şimdiyse ikisi de yok. belki sahiden de maskeme geri dönmeliyim, bu maskesiz halimi hiç beğenmiyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder