Beni nicedir rahatsız eden bir konudan söz etmek istiyorum: istatistik disiplini ve olasılık teorisi her ne kadar sıklıkla birlikte anılsa da dünyayı algılamada farklı araçlar sunar ve felsefi olarak farklı bakış açılarıyla ele alınmalıdır. Olasılık olacağa dair bir öngörüdür (en azından öngörüde bulunma çabası); istatistikse olmuşa dair bir kayıt tutma. Bu ikisinin ilişkisi şudur: insan olmuşa bakıp olacağı öngörmek ister.
Bu amaçla bu ikisini bağlamanın yolu, olmuşun tabii olduğu belli bir model olduğunu varsaymakla başlar. Bir kere bu varsayım yapıldıktan sonra bir veya iki soru sorulur, bilgi felsefesinde bilimselliğe ne kadar yer ayırdığınıza bağlı olarak. Kesinlikle sorulacak olan şudur: "bu modele göre olacak olanın şu veya bu olma olasılığı nedir?", ancak eğer bilimsellik iddiasındaysak şunu da sormak faydalı olacaktır: "bu modele göre, olmuş olanın da bu şekilde olmasının olasılığı nedir?"
Olmuş olanın olasılığından söz etmem ilk paragrafa muhalefet ediyor gibi düşünülmesin, burada farazi olarak kendimizi geçmişteki bir gözlemci gibi düşünüp, o "gelecek"teki olasılıkları inceliyoruz. Bu geçmişe gidip geçmişin geleceğindeki olasılıkları ele alma meselesi, modeller arasında daha sağlıklı(?) seçim yapma itkisiyle yapılmaktadır, yani varsaydığımız modelin yanlış olabileceğini takdir edip bunun değerlendirmesini yapmaktır.
Hemen hızlı bir örnek verelim: bir bozuk parayı 10 kere atıp 10 kere tura bulduysam, 11. atışımın ne olacağını tahmin etmeden önce bir şeye karar veririm: bu para adil midir, hileli mi? Eğer hileliyse bu sonucu elde etme olasılığım 1'ken adil olduğu durumda 1/1024 olur. Belki de elimizde daha da çılgın bir vaziyet vardır. Ama istatistik değişmez: 10 kere para atıp 10 kere tura bulmuşuzdur.
(Burada ufak bir parantez açıp frekansçı-Bayesci olasılık yaklaşımlarından söz edeceğim: Frekansçı yaklaşım istatistiği olasılığın öncülü olarak görüyor, olasılığı deneyin bir sonucu olarak belirliyor. Onlar için yukarıdaki deney bize paranın hileli olduğunu söylerdi. Bayesci yaklaşımsa sonunda "muhtemelen hilelidir ama kesin olarak söyleyemem" anlamına gelecek şekilde -kimi başka varsayımların da eklenmesiyle- 1/1025 adil olmasını beklerdi. Yani frekansçılar hiç bir varsayım olmadan başlayıp deneylere göre belli bir model kurarken Bayesciler belli bir model varsayarak başlayıp her deneyle bunu güncelliyor.)
Bu, aslında benim determinizm tartışmasını reddetmemin ardındaki felsefi görüşe varıyor: "özgür irade var mıdır, yani ben bundan farklı bir şey yapabilir miydim?" Bunu tartışmanın anlamı yok, çünkü tek bir geçmiş var, tek bir istatistik var, alınmış olan tek bir karar var. Peki yarın? Yarın bir konuda alabileceğim bir sürü karar olabilir, ancak tanım itibariyle sadece tek bir tane karar alacağım. Bunu özgür irademle mi yapıyorum, mecbur olduğum için mi? Fark eder mi? Biri veya öteki olduğunu anlayacak araçlarımız var mı, hele ki ikisi de tamamen aynı sonuca yol açarken? Geçelim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder