2019-06-06

Bilişsel Darlıklar

öncelikle, bu üzerinde çok düşünülmüş bir yazı değil ancak siyasi içerikten ötürü buraya yakıştırdım. malum, nazileri yumruklamak üzerine taslakları da buraya koyuyorum.

bugün gazetedeyi açtığımda yanyana iki inceleme gördüm. ilki yeni şehir hastaneleri, diğeri ise istanbul havaalanı projelerinin verimsizliğini ele alıyordu. tamam, okuduğum gazete "muhalif" tabir edilen huysuzlrdandı ("bunlara kalsa ülkede iyi hiç bir şey olmuyor!" :D ) ama gene de şikayetler yerli yerinde:
  • şehir hastanelerine doluluk garantisi veriliyor ki bir hastanenin beklentisi aslında boş durmak değil midir?
  • bu arada oradaki yatak sayısı kadar başka hastaneler kapatılıyormuş
  • şehir hastanesi şehir dışında
  • arazi bakanlıkça şirkete tahsis ediliyor, sonra sağlık bakanlığı bu arazide yapılan binayı kiralıyor
  • binalar hasta ve doktorlar için inanılmaz büyük, günde 20k adım atan doktorlar varmış
  • so and so forth
  • havaalanı ise gereksiz: eldeki problem atatürk'e yeni terminal yaparak çözülebilecekken, bir kez daha "inanılmaz büyük" bir havaalanı yapılıyor, bu sırada da atatürk kapatılıyor. yani eğer gerçekten böyle bir ihtiyaç vardıysa, ikisini birden işletmek çok mu yanlış olurdu? üstelik de atatürk'te belli bir yönetim geleneği oluşmuşken? ve de ulaşım imkanarı genişlemişken? yapılan her şeyi çöpe atarak yeni şeyler yapmak şart mıdır?
neyse, sonra düşündüm... erdoğan'ı sevmiyor olabilirim ama bu adam şeytanın yer yüzündeki gölgesi mi? (umarım değildir!) yaptığı kimi şeyleri siyasi gücünü konsolide etmek için yapıyor olabilir, ya da bakış açısına göre her şeyi ama bunun için sadece muhaliflerin boğazına çökmüyordur. iyi şeyler de (en azından kendi tabanı için) yapmak istediğine inanmak istiyorum. bana öyle geliyor ki bu BÜYÜK (ve gereksiz) altyapı yatırımlarını bir şekilde iyi bir hamle olarak görüyor.

öyleyse sormalıyım... neden? haydi kendimizi gerçek dünyanın politik zincirlerinden bir anlığına ayıralım ve felsefi uçuşlara çıkalım: bence bunun ardında uzmanlık diye bir şeyin varlığına dair içsel bir red var: "dünyadaki her sorun öylesine basittir ki ben çözebilirim", gidip kafama göre yeni bir köprü veya havaalanı yapabilirim, hatta boğazın kenarına kanal açmayı ciddi ciddi tartışabilirim.

ki tamam, olabilir, "hastane iyidir, by extension BÜYÜK HASTANE BÜYÜK İYİDİR" diye ben de düşünebilirim. ama ben işe girişmeden önce bunu destekleyecek veri arayacakken erdoğan için bu sonuca kendisinin varmış olması bu sonucu kendi başına doğru çıkartıyor. "dünyada uzmanlık diye bir şey yoktur, onların bildiğini ben de bilirim" oysa 1) herkesin bilişsel kapasitesi aynı değildir 2) öyle olsa dahi, bilmek emek gerektiren bir iş ve süreçtir. bilebilecek olmak demek biliyor olmak demek değildir.

sosyolojik analiz kısmına gelirsek, bence adam bu tutumda istisna değil, ülkede bu adımları atmayacak bir sürü insan var. öyleyse, bu aralar (aylardır!) aklımda olan demokrasi meselesine dönersek, kimi işlerin böyle yapılmasına izin vermeyecek kurallara *coughanayasacough* ihtiyaç var. bu haliyle bakıldığında ve demokrasinin mob rule olduğu propagandasını yayanlara inanırsak, "demokrasi" dediğimiz şeyin hiç olmaması gerekir. plato'ya bağlamak istemiyorum ama içgüdüsel ölçeklerle oynanamayacak oyunlardan söz ediyoruz, ölçek büyütmenin eğitimini almış olmak lazım

bir de parti yapılanmalarını bir daha elden geçirmek gerekebilir. şimdi düşünüyorum da, partili davranışlar oyunu farklı bir şekile sokuyor. vekillerin partiye değil seçmene bağlılık duyması mümkün mü? bunun için nasıl bir sistem olmalı? winner-takes-all'un (bölge bölge) zararları ortada.

bir de... bugün seçmen de ilginç bir şekilde seçmene değil partiye bağlılık duyuyor. bu durumda vekilin aynı tutumda olması yadırganacak bir şey mi? bu durumda, insanlara önce bireysel ve toplumsal saygıyı mı aşılamamız lazım? bu yapılabilir mi? (burada zihnimin uçuşları beni türkiyeden amerikan siyasi atmosferine taşıdı)

ama genel olarak baktığımızda insanlar kimi durumlarda kendileri bilmektense başalarının bilmesi ile yetinmek istiyor... ki anlaşılabilir bir şey. bilinecek ÇOK fazla şey var, herkesin buna yetecek vakti olmayabilir. ben aynı anda ülkenin 81 ilindeki işçi hareketlerinin ve çevre felaketlerinin hepsini takip edemem. ya da DÜNYANIN! öyleyse birinin bana bu konuda yol göstericilik (appeal to authority) yapmasını istiyorum. ancak bilişsel önderlik etmesi istenene (erdoğan, ya da trump) kim edecek? "peki ya demokrasi?! :( :("

şimdi denilebilir ki erdoğan veya trump'tan bilişsel önderlik etmesini bekleyen yok, siyasi önderlik etsin yeter. ancak on veya yüz milyonlarca insandan müteşekkil (o da sadece ulusal ölçekte!) sistemlere siyaseten veya miyaseten önderlik için de bilinmesi gereken çok şey, alınması gereken pek çok karar var.

şimdi aklım şuna gitti. örgütlenme top-down mı olmalı, bottom-up mı? ve bu büyük (çokuluslu!) şirketlere karşı nasıl bir cephe yaratır? (bu şirketlerin politik bir varlıkları olduğunu unutmayın)

sorular, sorular. verimsiz bir yazı oldu ancak birincil motivasyonu olan beni sakinleştirmeyi başardığını düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder