- Dark Souls 2: Şaşırtıcı -ve belki de hayal kırıcı- bir şekilde aradığımı bulamadım. Oyunun anlatısal araçlarını sevdim aslında, rüyamsı bir havası var ve 1'in sözle önerdiği gerçekliğin eriyip parmaklarımızın arasından gitmesi hissini çok daha güzel bir şekilde veriyor. Ayrıca çok daha kişisel bir hikaye, ki bu da kabullenebileceğim bir değişiklik. Ancak oynanış -benim körlemesine gitme hevesimin de etkisiyle- beni biraz duvara toslattı. Bir de seviye tasarımları değil ama genel görsel tasarımda içime sinmeyen ancak parmağımı tam koyamadığım bir uyuşmazlık var. Seviye tasarımları demişken, ilk oyundaki dikey Metroidvania havası gitmiş, yerini büyük ölçüde yayvan bir ağaç yapısı gelmiş. Bir görüş, bu oyunda ışınlanma yeteneğinin hemen verilmesiyle bunun arasında bir sebep-sonuç ilişkisi olduğu, ancak seviyeler böyle olduğu için mi bu yetenek var, bu yetenek olduğu için mi seviyeler böyle tasarlanmış bilmiyorum. Gene de bölüm tasarımını ilk oyunun en güçlü yanlarından biri gördüğüm için bu değişiklikten memnun olmadığımı söyleyebilirim.
- Indecision.: Türk (olduğunu tahmin ettiğim?) bir yapımcının oyunu diye aldım galiba (ne şartlar altında aldığımı gerçekten hatırlamıyorum) ancak... ilginç, ufak bir platform haiku. Absürd denebilecek ufak sahnecikler tecrübe etme üzerine bir oyun. Bu belirsizliği içinde oldukça modern bir sanat eseri, standart denebilecek oyunlar içinde bu değişik nefesi memnuniyetle karşıladım.
- Batman: Arkham Knight: Hmmm... Oyunu önermediğim Steam incelememe "bu oyunu seviyorum... gibi." diye başlamışım, bence hislerimi gayet güzel yansıtan bir cümle. Oynanış olarak harika bir oyun ve Arkham serisinin harika bir özetle kapanışı. Vuruyorsun, kırıyorsun, uçuyorsun, kaçıyorsun vs vs. Lakin bu dopamin dolu oynanış döngüsünü bir an kırıp "peki ne oluyor?" diye sorarsak karşılaşacağımız... gayet alelade bir anlatı. Öncelikle, tempo bir felaket çünkü oynanış anlatıyla çelişmeden yapamıyor. Ortada inanılmaz acil durum ve yapılacak 1000 farklı yan görev olduğunda bunların çelişmemesi mümkün değil. Dolayısıyla bu rezalet tempoyla interaktif bir ortamın dışında etkileşiyor olsak bu rahatsız edici derecede gözümüze batardı. Ancak bunu bir kenara bırakırsak... bu oyun ya Batman'i ya da oyuncuları sevmiyor. "Ciddi" oyun makyajının altında öylesine kendini ciddiye almayan ve alay dolu bir oyun ki bu tatlı ironinin çok hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Belki Batman'i severek gelmek istediğim içindir bu uyuşmazlığımız, beklentilerimi değiştirince biraz daha farklı bir tat aldığım doğrudur. Gene de meta-metinsel analiz yapmaktansa ilk Arkham oyununun çizgi roman'sılığını tercih edeceğim sanırım.
- Crystal Crisis: Eh, online oyunlar pek benim ilgi alanıma girmez, bunun bir tür tetris battle gibi olduğunu söylesem çok yanılmış olmam sanırım. Çok vakit ayıramadım, gerçek insanlara karşı da hiç oynayamadım ama yaptığı işte başarılı olduğunu söyleyebilirim. Bulmaca oyunlarını severim ve bunun beni zorladığı anlar oldu. Bulmaca oyununu dövüş oyunu estetiğiyle sunmanın hoşluğu zaten ortada.
- Fingered: Edmund'un idam cezası ve yargı süreçlerinin saçmalığı ve keyfiyeti üzerine bir denemesi olarak yorumladım. Açıkçası, o kadar saçma bir oyun ki normal bir oyunmuşçasına, yenmeye/bitirmeye yönelik oynanmasının beklendiği düşünemiyorum. Bu bakımdan Lynch'ian bir film denilebilir: alışıldık okuma yöntemleri öylesine başarısız kalıyor ki sonunda gene hisler ve temalar üzerinden okumak zorunda kalıyorsun. Bu da Indecision gibi ufak bir tecrübe oyunu diyelim.
- Ori and the Blind Forest: Güzel bir ilk oyun. Açıkçası yazacaklarımı bu kadarla bırakmak isterdim, biraz bu oyun hakkında dönen aşırı basın yayın hareketine bir tepki olarak, ancak eline kalem aldı mı duramayan biri olarak devam edeceğim. Oyun fena değil, oynamamak için de bir neden yok. Ancak hakkında dönen bu kadar övgüye gerek var mı sahiden? Dövüşlü platform oyunu. Platform kısımları inanılmaz beceri istemiyor, dövüş kısımları da keza. Görsellik de inanılmaz değil? Bölüm tasarımları dahi Metroidvania olma iddiası taşımıyor. Öylesine, fena olmayan ama devrim de yapmayan bir oyun işte? Ki bu kesinlikle kabul edilebilir, stüdyonun ilk oyunu ve çok daha sıkıntılı ilk-oyunlar gördüm (evet, seni kastediyorum Deadlight!) ancak oyun bittiğinde bu inanılmaz övgülere hayret ederek ayrıldım. Ancak benim de özellikle öveceğim bir ksım varsa o da başlangıçtaki sinematik fazdı. Neyse, şikayet etmiyorum, sadece eğer siz de medya canavarına kanıp geldiyseniz beklentileri biraz kısmak iyi olabilir diyorum.
- Dimension Jump: Fena olmayan bir tür demo-oyun. Ben hassasiyet bekleyen platform oyunlarını severim, bu da bunu tatmin ediyor ancak çok yüksek kalite olduğunu söyleyemem. Özellikle kontrollerin biraz sıkıntılı olması oyunun aleyhine çalışan bir nokta. Türün sevdalıları bakabilir, nasılsa bedava ancak bakacak başka oyunlar da var. Örneğin...
- The King's Bird: İlginç, bir sürü oyundan ilham alıyora benzeyen bir oyun. Silüetler Limbo'yu, kadın karakter ve sanat yönetimi Gris'i, oynanış Dustforce ve Race The Sun'ı anımsatıyor. Doya doya vakit ayıramadım ancak ilk izlenimim gayet olumlu.
- Wolfenstein: The Old Blood: İki tane yarım oyun. İlk yarı Where Eagles Dare ve Inglorious Basterds kırması bir şekilde gotik bir kaleye dalma üzerine. Böylesi bir türden beklenebilecek her şeyi tatmin ediyor, kalenin lağım sisteminde dolaşmaktan nazi işkencesine maruz kalmaya, otoyoldaki barikatı aşmaktan teleferiğin kablolarından aşağı kaymaya kadar. İkinci yarı ise daha ufak ölçekli ve fantastik. İki yarı arasındaki tempo farkı ilk başta bocalatıyor ancak kendi başlarına değerlendirince ikisi de güzel. Tempo ve ölçek konusunda bu listede en tuttuğum oyun olabilir, iki günde birer yarı oynayarak gayet güzelce bitiyor. Yazım da başarılı, karakterler, özellikle de ana karakterimiz gayet insani ve empatik. Hikaye elemanlarının absürditesi içinde bu bir kat daha göze çarpıyor, ancak bu fantastik ve bizimkinden farklı kuralları olan bir dünyanın içinde yer aldığımız hissini pekiştiriyor. Wolfenstein: The New Order oynama konusunda cesaretlendirici olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca, standart denilebilecek olsa da oynanış döngüsünün ve silahların hissinin de gayet tatmin edici olduğunu belirtmeliyim.
- Return.: Bir başka demo-oyun. Görsellik VCR filtreli, ufacık bir platform seviyesi. Hopluyor, sıçrıyor, ölüyor ve devam ediyorsun. Bu oyunları sevdiğimi söylemiştim, kısa da olunca oyun dilini hızlıca öğrenip oynayıp bitirdim. Oyun dili alıştığım platform oyunlarındna biraz farklı olduğu için bu gene de bir iş'ti. Bunu Dimension Jump'ın aksine platform sevdalıları değil eni konu sevenlerine dahi önerebilirim, tatlı bir oyun.
- The Legend of Bum-bo: Edmund'un son oyunu. Gördüğüm kadarıyla topluluk kafayı yemişçesine saydırıyor ve ben anlamazca başımı kaşıyorum, tabii bunda benim oyun çıktığı sırada Windows bilgisayara erişmim olmadığı için çıkış halini görmemiş olmamın da etkisi vardır. Benim gördüğüm, karakterleri ve büyüleri olan, dövüş-gibi bir mekaniği olan bir taş eşleştirme oyunu. Böyle bakınca güzel bir telefon-tablet oyunu olabilirmiş. Tabii ben de kimi tuhaf tasarım/implementasyon kararlarının farkındayım ancak benim tecrübem şikayet edilen bug dolu oyun değil. Bugün, ilginç bir taş eşleştirme oyunu ve bunu önermek adına önemli bir soru "taş eşleştirme oyunarı ne kadar ilginç olabilir ki?" Eğer bu tür oyunlar veya genel olarak Edmund oyunları ilginizi çekmiyorsa pek cazibesi olmayacağı kesin, ancak Ed oyunlarını seviyorsanız 10-20 saat, taş eşleştirme oyunlarına bayılıyorsanızsa 40-50 saatlik eğlence çıkabilir. Benim bir şikayetim yok, ancak sanırım taş eşleştirme oyunlarını bilgisayar değil mobil cihazlarda oynamayı tercih ediyormuşum.
- Warhammer 40,000: Space Marine: Vay be, ne kadar da... beyinsiz bir oyun! Kesinlikle eğlenceli, ancak bu beyinsizlik de bir noktada yorduğu için bir oturuşta birer saatten fazla oynayamıyorum. Oynanış döngüsü tekdüze, bölüm tasarımları sıkıcı, hikayede şaşkınlığa düşürücü pek bir şey yok ancak Warhammer evreni içinde böylesine bir şekilde yer almanın güçlü tatmini bunları gene de gölgede bırakıyor. (Ya da başka bir bakış açısıyla, bu evrende yer almanın tatmini dahi bu kusurları tamamen gölgede bırakamıyor.) Oyunun oyun olarak zayıflığı, basitliği ve çocuksuluğu, bunu Warhammer sevmeyenlere tavsiye etmeyi kesinlikle imkansız kılıyor. Ancak sevenlere de bir eline bolter'ı diğerine power axe'i alıp ork'ları domates patlatır gibi patlatma hazzını yaşattığı için tavsiye etmeyi neredeyse zorunlu kılıyor. Çok acayip bir ayrım, neredeyse bu evreni ne kadar sevdiğimizin bir testi gibi. Bittiği gibi sileceğime eminim, tıpkı bitene kadar çok eğlenceğime emin olduğum gibi.
2020-04-01
Yakın geçmiş oyunları v.2
Zaten eve kapanmış olsam da COVID-19 sebebi ile bu kapanışın ruh hali değişince ben de günlük rutinlerime bir değişiklik getirip çeşitli oyunlar oynadım. Not etmekten zarar gelmez:
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder