yazdım, beğenmedim, crtl-a del şeklinde ilerledim. diyecek bir şeyim yok, her hangi bir şey anlatabilecek durumda değilim. öyle yazıyorum işte. biraz sinirlice, biraz yorgunum. yakın gelecekte azalacağa benzemiyorlar. yetersiz ve dangalak (tdk der ki: Akılsız, düşüncesiz kimse) insanlarla sarılı değil çevrem, insanların hakkını yemeyeyim, ancak kesinlikle yeterince çoklar. hayatıma onları göz ardı ederek devam edebilmek isterdim, ancak düzenlemek için gönüllü olduğum etkinliği bu insanlarla düzenlemek hoş değil. adamlarla çalışmaya, onlarla konuşmaya mecburum resmen. konuşmaya bile katlanamıyorum, anlamaz gözlerle bakıp anlamaya çalışıyorum. gerçekten, gerçekten zor iş
lawful alignment tan söz etmiş miydim? merhaba, sanırım onlardan biri olduğumu iddia etmem çok hatalı olmaz. bir iş için gönüllü oldum, ve onu elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. ala. şapkalı a'dan söz edecek çokbilmişler için belirtmeliyim, ubuntuda öyle bir imkan henüz yok, ve ayrıca şu an umrumda da değil. geri dönersem, keşke sorumluluğum başkalarıyla da paylaşılsa. öyle geliyor ki, insanlar işin yapılması için değil, yapılmaması için uğraşıyor. veyahut, iş yapılsın istiyor da, yapan kişi olmak istemiyor. bir grup -ufak bir grup, belirtmemek olmaz- ise işin yapılması için kullanılmaya hazır, huzurlarında şapkamı çıkartıyorum.
haydi tek tek bu tutumların sıkıntılarından söz edelim: en büyük sorun, işin yapılması için kullanılmaya hazır olanlarda. e be güzel arkadaşım, madem bu kadar süper bir insansın -no sarcasm intended- neden şu dingillere sorumluluklar bahşettin? keşke daha erken tanınaydın da, belki daha başka şeylerle boğuşuyor olurduk? gerçi onlara da hak veriyorum, benim aksime onlar bilge insanlar ve daha çabaya değer görevleri olduğunu fark etmişler. ben ne yapıyorum? gecenin bir yarısı oturmuş sinirden ne yapacağını bilemez şekilde blog girdileri yazıyorum. başarılı? bence değil.
peki ya iş yapılsın, ama ben yapmayayım diyenler? bu insanlar çok başarılı gerçekten de. hem bir şey yaptıklarını sanıyorlar, ve temiz bir vicdanla yaşamlarına devam edebiliyorlar, hem de konuşmaktan başka bir şey yapmayarak sinir bozuyorlar. arkadaşım bir dur lütfen. sormalıyım, iş yapması için ben seçilmedim mi? öyleyse abi o da lazım bunu da yap diye etrafta geziyorsun? kusura bakmayın ama, emir verilmekten hoşlanmıyorum, egomun teste tabii tutulmasını da. benimle ego savaşına girmeyin lütfen, ya kazanırım ya çekilirim. çekilirsem siz, kazanırsam da siz üzülüyorsunuz bu şartlar altında. hatta daha da açık konuşayım, kendime bir paragraf müsaade edeyim:
bak, yıllardır ne olduğu ilgimi neden çekmeli anlamıyorum? dünle beraber geçti diye başlayan mısralar bir bana mı aşina? bugün yeni şeyler söylenecek, hatta tahmin et kim söyleyecek? kim, ben mi? a-aa ciddi olamazsın. öyleyse katı olabilirim, öyleyse sözler verebilirim. nasılsa beni her türlü kurban edeceksiniz, bari hak etmiş olayım! insanları göz ardı ettiğimi düşünmüyorum, etrafı boş buldum diye kendi atımı koşturduğumu da. insanlara danışıyor, soruyor, yardım istiyorum. ee?
en son olarak hiç bir şeye yaramayan insanlar var, hatta bunlardan bir iki tane de etrafımda var. güya bunlarla iş yapmam gerekiyor. suratlarına tükürmeyi veya ağızlarını kırmayı tercih ederim, yeter ki yüzüme gururla bakamasınlar. 'bak, nasıl da hiç bir şey yapmadım' afferin! sen de bu yüzden buraya geldiydin zaten, di mi? ne, bu da mı olmadı? bu aralar yanıtı 'hayır' olan sorular sormayı alışkanlık haline getirdim galiba. bu ikisini de birbirinden ayırmak mümkün tabii, biri iş yaparmış gibi davranıyor, diğeri de sudan bir sebeple işi bırakıyor. keşke bütünen bıraksa da yerine başkası gelse, şimdi onu da engelliyorsun?
yani arkadaş... mayıs ortası olana kadar sabır etmek kulağa kolay geliyor mu? bana gelmiyor, daha sağ sağlim atlatılması gereken tam 5 hafta var. sayalım:
16-17 nisan
23-24 nisan
30 nisan - 1 mayıs
7-8 mayıs
ve 14 mayısta kurtuluyorum! YEHEEY! şaka maka sadece 34 gün kalmış lan. bi dakka, sadece 34 gün mü kalmış? aha gg. bi ara insanları döveyim, hatta daha iyisi, adamın tekinin kıçına tekmeyi kalıcı bir şekilde atayım, ta pekine kadar, etkinliklerden birini yakıp küllerine işeyeyim, diğerinin de köküne bir süredir dökülen kibrit suyuna bir bardak değilse bir kaşık ilave ben yapayım. maksat çorbada tuzum olsun.
Edit: 1 yıl sonra okuduğumda gördüm ki, 'aşina olmak' kalıbını son derece hatalı kullanmışım. mısralar bana aşina olmaz, ben mısralara aşina olurum. Neyse, o sıradaki sinir ve heyecanla bu hatayı yapmam göz ardı edilebilir sanırım, bir daha da yapmam, olur biter. [31/03/2012]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder