2015-05-15

Anlık Bir Şikayet

Sonunda ben de geçen günlerde çok adı geçen Supergirl ilk bakış videosunu izledim ve... facepalm yapmak için gözlüğümü çıkarmak zorunda kaldığım anlar oldu. Yazarların ne yapmaya çalıştığını kesinlikle anlamıyorum -malum artık kültürel ürünlere entelektüel kapasitem elverdiğince düşünsel bir şekilde yaklaşıyorum ya!- ve bu anlamazlığım iki meselede görülüyor: 1) neden böyle bir dizi çekmişler? 2) neden böyle bir ilk bakış yayınlamışlar? Tabii, ikincisinin yanıtı ilk maddeyi kabul edersek kolayca anlamlı hale gelebilir: Çünkü yaptıkları işten gurur duyuyorlar, çünkü yapmaları gerekenin bu olduğunu düşünüyorlar. Öyleyse, ilk soruya dönelim: Neden böyle bir Kara Zor-El hayal edip bana bunun hikayesini anlatmanın derdine düşmüşler? Eh, sanırım bunun yanıtı da aslında hikayeyi bana anlatmanın derdinde olmadıklarını fark edersek kolayca çıkıyor. Gene de, huysuzluk adına ve bir kere izlemiş olduğum gerçeğiyle birlikte, şikayet edeceğim. Şikayeti iki seviyede yapabilirim, anlatı ve meta-anlatı olarak, ki bununla da kastettiğim "DC-evrenine meraklı birisinin şikayetleri" ve "anlatılara insanların bilinçlerinin bir yansıması olarak bakan birinin şikayetleri." Önce biriyle başlayıp sonra diğerine atlamayı düşünüyordum ama galiba artık anlatılar ve meta-anlatıları birbirinden ayrılamayacak kadar iç içe okumaya başlamışım. Öyleyse başlayalım:


Kara Zol-El, nasılsa tüm gezegende çocuklardan (o da eni konu iki tane!) başkasını kurtarmayı akıl edemeyecek bir türün son temsilcilerinden biri. Kuzeninin aksine o bir bebekken değil, çocukken kaçmış ve videonun gösterdiğine göre annesinin "kaderinde büyük şeyler olduğu" sözleriyle yeni evine "yelken" açmış. Sonra da gidip birine sekreter olmuş! Ya hakkaten... tamam, kadın-erkek olarak yapısal olarak farklı şartlanmalardan geçiyoruz, erkeklerin hormonal agresiflikleri toplum tarafından beslenirken kadınlara bu agresyondan kaçınmayı öğretiyoruz, o yüzden kadınların ne hissettiğini tam bilemeyeceğimin farkındayım, üstelik "kadın" diye tek tip bir şeyin olmadığını da, tıpkı "erkek" diye tektip bir şey olmadığı gibi, biliyorum (ama unutulmamalı ki kimse Krypton'un sosyolojik yapısı hakkında hiç bir şey bilmiyor!) Gene de, bir kadın için kaderdeki büyüklüğün bir beyaz yakalı hayali olması fikri bana inanılmaz geliyor. Ya da kendimize şunu sorabiliriz: Kara küçük bir kız çocuğu olarak dünyaya geldikten sonra neler başından neler geçiyor da buraya varıyor? Bu, tek kelimeyle, anlaşılamaz.
En kötüsü de sonra "sanki potansiyelimi boşa harcıyormuşum gibi geliyor" demesi. Yazarlar tabii ki, benim bir kadın olmayı bilemeyeceğim gibi, bir tanrı olmanın ne demek olduğunu bilmiyor ama hiç değilse biraz... kendi dünyalarının dışına bakamazlar mı? "Potansiyelini harcayan" insanlara hitap etmenin, onlara ne kadar salak göründüklerini göstermekten başka yolu yok mu?

Öyleyse Kal-El'den  başlayalım: o nasıl oluyor da bir gazeteci olduğu için benim eleştiri oklarımı üzerine çekmiyor? Sanırım esas sebep, Kal-El olmadan önce uzun, çok uzun bir zaman boyunca Kent'lerin oğlu Clark olarak yaşamış olması. Yani özünde Superman'in hikayesini bir "özünü bulan yetim çocuk" hikayesi olarak okumak da mümkün. Bunda da "zenginliğe erişen gariban" hikayelerinin yansımasını görebiliriz: bir sürü süper kahraman, Luke Skywalker, Harry Potter, Aladdin derken popüler kültürde olan veya olmayan bir sürü gariban anasız-babasız, parasız-pulsuz gencin büyüyüp, güçlenip, kendini ispatlayıp mutluluğu bulduğu hikayeler. Temel olarak yaşın gelmesi hikayeleri gibi görülebilir ama bir fark büyüme buhranlarının içeriden değil dışarıdan gelmesi. Neyse, çok detaya girmeyelim, Kent'lerin oğlu Clark'dan söz ediyorduk. Kal-El Krypton'daki anne-babasından insanüstü güçlerini alırken (tamam, teknik olarak şişman yaşlı Sol'dan alıyor ama önemli değil) Clark da Terra'daki anne-babasından insanüstü iyiliğini alıyor. Bu ayrık iki yöndür onu tam bir tanrı yapan: sahiden de her şeye kadir, her şeyi bilen ve sonsuz sevgi ve iyilikle dolu. (Tabii Nolan'ın sütüyle beslenen Batman'in karanlığından beslenen DC yönetimi en sonunda yeni filmlerde Superman'i de bir katile dönüştürdü ama o her zaman  mavi göklerin ve pastel tonların altında uçan bir izci çocuktur) Dolayısıyla bu gazetecilik Clark'ın işidir, sırıtmaz, çünkü anne-baba Kent'lere iyi, çalışkan bir evlat olmalıdır. Bu yüzden bir başka masal kahramanı olan Prenses Diana değil de, etten kemikten Lois Lane'dir romantik ilişkisi. Clark, Kent'lerin oğlu olabilmek için Kal-El'i baskılıyor. Tabii ki bunlar kötü şeyler değil, sonuç olarak belki o kendini "potansiyelini kullanamıyor" hissetmeli ve belki böylece okuyucu/izleyiciyle bir şekilde bağlanabilmeli, insansılaşmalı. Temel olarak demek istediğim, Kal-El - Clark Kent ikilisinde gerçekten de Superman'in iki yönünü de görüyoruz ve bu bize bir şey katıyor. Gazetecilik Kal-El'e yakışmayabilir, ama Clark Kent için harika bir meslek.
Peki ya Kara Zol-El? O bizim için boş bir sayfa, tek bildiğimiz Kal-El'in insanüstü güçlerine sahip olduğu/olabileceği, ama Clark Kent dediğimiz kişinin onda bir eşdeğeri yok, dünyada kim olduğunu bilmiyoruz. Yazarlar bunu "herhangi bir kadın"la doldurmaya çalışmış, bunu da patronu tarafından ezilen, ciddiye alınmayan, ne yapacağını bilemeyen, kendine güvensiz, ve kayıp biri olarak yazmışlar, ki bunun sadece kadınlar değil de modern toplumdaki çoğu kişiyi kapsayacağını söyleyebiliriz ama bu hala karakteri kabul edilebilir kılmıyor, en önemli soruya yanıt vermiyor: İyi de, Kara bu konuda ne diyor? Bu kabuğu o neden kabul ediyor? Modern yaşamdaki insanların daha iyi bir seçeneği olmayabilir, ama ya bir yarı-tanrının? En içime sinmeyen yan da Superman gibi (çünkü madem artık kişiden değil kahramandan söz ediyoruz, Kal-El - Clark Kent ikiliğini bırakıp pelerinlimizi adıyla analım) bir ahlaki dürtüyle, iyilik için değil de keyif için, heyecan için, "potansiyelini kullanmak" için suçla savaşması. Yazarların hiç birisi kendine acaba "acaba bu kadın kaderindeki büyüklüğün ne olduğu üzerine kafa yormuş mudur?" demiş midir? Pek öyle gelmiyor, ne yazık ki gelmiyor. Sanki yazarlar birden bu adını bilmediğimiz kadına bir gün sihirli uzay-peri-annesi Kara Zol-El gelmiş ve değneğiyle ona büyülü güçler bahşetmiş gibi düşünüyor. Nasıl oluyor da kocaman bir yapım ekibinden (sesi duyulacak kadar yukarıdaki) kimse bu saçmalığa itiraz etmemiş hayret!
İçime -sinirli sosyalistin dürtüklemesiyle- sinemeyen bir diğer nokta da dizinin bu anlattığım kaybolmuş modern insanı bütünüyle kucaklaması, başka bir şansın zaten olmadığını bas bas bağırması, patroniçenin "ben güçlü bir kızım, Supergirl neden bir kadın olmalıymış?" demesi. Gerçekten mi? Bir işçi olarak saygı görmemek ama bir mülkiyetçi gibi durmadan çabalamak tanrıların bile kaçamayacağı bir yazgı, öyle mi?

Bilmiyorum, bu yazıya feminist endişelerle başladığımı düşünmüştüm ama görünüşe göre ortadaki eser o kadar kalitesiz, inceliksiz, ucuz ki nereden tutsam elimde kalıyor. Ekranlarda ve sayfalarda güçlü kadınlar görmeyi kesinlikle isterim, ama sanırım önce yapımcıların da bu konuda samimi olması lazım. Bu yolda ilerlemek "Kız"ın başına "Süper" koymak kadar da kolay değil maalesef.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder