şimdi de yorumlardan bir kuple: “ne kadar beyaz-karşıtısınız!”, “zencilerin ırkçılığını neden görmezden geliyorsunuz?!”, “peki ya new york’da beyazlara ‘suçlu olduklarını öğreten okula ne demeli?!” örnekler çoğaltılabilir.
aldığınız hissiyat nedir? ben inanılmaz bir savunma görüyorum. ama önce videonun içeriğinden söz edelim. bu haftamı ilginç bir kitaba ayırdım: "kendine ait bir oda", bir 20. yy edebiyatçısının 17-20. yy arasında kadınların edebiyat sahnesindeki varlığı üzerine bir denemesi. edebiyatçımız da bugünün feminist çevrelerinde meşhur biri: virginia woolf, belki duymuşsunuzdur. edebi açıdan güzel, edebiyat tarihine farklı bir lensten bakmak adına ilginç, ama bana kattığı esas değer -ve şimdi paylaştığım videonun bana bu metni hatırlatmasının nedeni- karma eğitimin gerekliliğini başka bir şekilde göstermesiydi. kadın/erkek karma eğitim neden önemlidir? vereceğim ilk yanıt "neden olmasın?"dı, "kadın ve erkeklerin yaşamın en başından birbirini denk olarak görüp iletişime geçmelerinin faydası"ydı, "yoksa tabii japonya'da kız okulu da var, olamaz diye bir şey yok"tu. evet, bunlar güzel ama -burasının japonya olmadığını hatırlayarak- kız/erkek ayrı eğitime karşı çok daha pratik bir neden sunuyor woolf: para! pek anlaşamadığım liberaller, bu defalık hak vereceğim bir fikirle, "küçük devlet"i savunurken parayı kontrol edenin yaşamı kontrol edeceğini söylüyor. buna bir kere hak verdiysek, parayı başlangıçta kontrol eden grubun bu ayrıcalığı (privilege? tanıdık geldi mi?) korumak isteyeceğinde de anlaşıyorsak, paraya çıkan yolları diğer gruplara kapatmak için para dahi harcayacağını, olur da bir gün toplumsal uyuşmazlık azalırsa bile kapalı yolları açmak için kullanmayacağını hayal edemez miyiz? (tabii bu "güç konumundaki grup" imgesini çok abartmamak lazım, "gentlemen's club"da oturup "kadınlara hayatı bugün nasıl zindan edebiliriz?" diye tartışan bir üst akıldan söz etmiyorum.) eğer kadınlar ve erkekler farklı okullara gönderilecekse, (para sahibi erkeklerin) nereye destekte bulunacağını tahmin edebiliyor muyuz? hayır, bu olmamış bir şey üzerinden var olmayan insanların niyetini okumak değil. şu bir gerçek ki insan kendini kimi gruplarla kimlikler, ve o gruplara diğerlerinden daha yakın hisseder. varsayımsal bir hayırsever her okula destekte bulunacak kadar paraya sahip olup bunu yapabilir, ama genelde bir okula destekte bulunacak insanların listesinin başında kendi okulu olması bana çok makul geliyor. diyelim ki okullar özel değil, amerikadaki gibi bir belediyenin bütçelendirmesiyle çalışıyorlar. öyleyse başkanın kendi seçmenini mutlu edecek yerlere yatırım yapması, aynı şekilde, makul. yani demek istediğim, bir gün karma eğitimi geride bırakırsak, "canım, zaten bu kızlar okuyor da n'oluyor? bütçelerini biraz kısalım", "(kısılmış bütçelerin verdiği eğitim sonucu) kızlar zaten okuduğundan bir şey anlamıyor, komple kapatalım" şeklinde bir niyet sahibinin lojistiğini çok, çok kolaylaştırmış oluruz.
eh, eğitim kısmını geçtik, şimdi savunmaya geçen insanlara bakalım. videoda "sen ırkçısın" dendiği anı yakalayan oldu mu? çünkü ben dikkatli bir dinleyici olduğumu düşünürüm, öyle bir şey duymadım. öyleyse neyin "suçluluğu"ndan söz ediyor bu insanlar? sanırım buradaki kafa karışıklığının nedeni, insanların kolay yolu seçerek yaşamaları istenen hissin "suçluluk" olduğunu düşünmek istemeleri. hayır, beklenti "sorumluluk" hissetmek. sen, benim güzel redneck kardeşim, beyaz doğmayı, veya erkek doğmayı, veya herhangi bir şeyi istemedin, kabul. mükemmel bir yaşam sürmüyorsun, buna da kabul. ama yaşamı uzaydan gelip bugünkü dünyanın fotoğrafını çekerek inceleyen uzaylılar olmadığımıza göre, tarihselliği göz ardı edemeyiz. ayrıcalık konumundaki şanslı insanlar, bu şansı geçmişteki kimi tercihlerden ötürü yaşıyor. kolonizasyon olsun, kölecilik olsun, cinsiyetçilik, feodal sistem, ve bunun gibi nicesiyle dünyada bir grubu bir diğerine ödetilen bedellerle refaha ulaştırmış bir geçmişimiz var. şimdi, ya bunda bir sorun görmez, "ee, bana ne bundan?" diyip hayatına devam edersin, ki o durumda yapabileceğim bir şey yok çünkü kimsenin üzerinde bir gücüm yok. ya da içinden bir şeylerin değişmesi gerektiğini düşünürsün -adını tam koyamasak da. işte o zaman, bizi bugüne getiren tarihselliği kabullenirsek "sorumluluk" hissederiz, sorumluluk istemiyorsak da bedel ödetilmişlerin beklentisini "suçluluk" olarak okuyup bu akıldışı beklentiye haklı bir şekilde kızabiliriz. ama bunun sonunda huzur yok, var olmayan bir isteğe öfkelenmek hiç bir şeyi değiştirmeyecek.
(ha peki gerçekten suçluluk bekleyen varsa ne olur? eh, akıldışı talepleri ciddiye alıp almamak da sizin tercihiniz, ama ben sinirlenmektense iletişim kurup daha gerçekçi bir taleple gelmelerini sağlayabilir miyim onu kurcalardım)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder