2017-01-30

Nazileri Yumruklamak Üzerine [son taslak]

amerikada başkanlık seçiminin sonucuyla (hatırlarsanız yaklaşık bir buçuk sene önce bernie sanders'ın -amerika'da seçimlerin kazanılmayıp satın alındığını söyleyerek- kazanamayacağını söylemiştim) büyük bir toplumsal huzursuzluk kazanının altındaki ateş de harlanmaya başladı. bir yandan trump ve yönetiminin basını itibarsızlaştırma, seçimde hillary'nin daha çok oy almasını yasadışı nedenlerle açıklama gibi çabaları, öte yanda çoğunluk trump seçmeninin kendi içlerinde bir söylem tekrar yaratımıyla kendi kendilerinin propaganda aracına dönüşmeleri derken politik spektrumun diğer tarafında da bir çeşit örgütlülükten söz edilebilir. düzenlenen kadın yürüyüşleri, milli park yönetimlerinin otosansür emrine karşı çıkmaları, dışişlerinde toplu istifalar, demokrat partiyi ekonomik düzlemde de daha sola (ya da devletçiliğe, nasıl bakmak isterseniz) çekmeye yönelik çabalar bir çırpıda sayılması mümkün olanlar. ama... eh, buraya kadar başlıktaki iki anahtar kelimeye de değinmedik: "naziler" ve "yumruklamak". buna rağmen şimdiye kadar söylenenlerin başlıkla alakası, yelpazenin iki tarafından da ılımlı örnekleriyle başlayarak sonra uç örneklere geçmeye imkan tanıması.



"çoğunluk trump seçmeni" kalıbını ilk başta "ılımlı/merkez sağ" olarak kullandım ancak bir kez daha "amerikada sol/sağ", "cumhuriyetçi partinin sağa o kadar kayması ki artık 'amerikanın solu'ndaki demokrat partinin avrupada 'merkez sağ' sayılabilececği", "sosyalist dedikleri bernie sanders'ın önerilerinin 20. yy başındaki cumhuriyetçi new deal'a benzerliği" gibi chomskiesk tartışmalara girmek istemediğim için okuduğunuz hale çevirdim. meraklısı son 5 sene içindeki herhangi bir chomsky röportajına bakabilir (mümkünse "dünyadaki en tehlikeli terörist organizasyon cumhuriyetçi partidir" dediği bir tanesini bulun, sözlerin bu sertliğinin kendi içinde kara bir mizahı oluyor.)
ama gene de kalıba bir tür "ılımlılık" atfediyorsam daha uç (ve tehlikeli) bir trump seçmen kitlesinden söz edebiliriz: beyaz-üstünlükçüler, ya da daha dürüst tanımla ~~ırkçılar~~ (nazi denmeye değecek kadar geniş çerçeveli bir ideolojileri olup olmadığını bilmediğim için demeyeceğim) kkk, genel sekreterinin -ve onun şahsında örgütün- trump'a verdiği destekle tekrar gündeme geldi, gözler üzerlerine çevrildi, bu tür uç yapılarda da bunlar genelde örgütün aleyhine değil lehine işlediği için bundan şikayet etmediler. ama uç ürünler uç müşteriler çeker, her iki türlü de, ve ırkçı bir örgütün sözcüsünün saldırıya uğramasından bunun üzerine amerikan sosyal medyasında dönen tartışmalarla haberdar oldum.

bu ilginç -ve bu ilginçlikle benim kendi içimde gündeme ve bugün de buraya taşıyacağım- bir tartışma. "nazileri yumruklamak doğru mudur?!" kesinlikle harika bir soru, ama şöyle bir problem barındırıyor: biz ne yeterlilikle doğru ve yanlış'ı bahşediyoruz? benzer bir sonuca katı liberterlerden şikayet ettiğim yazıda da varmıştım, ahlak kişiseldir, "ben olsam ağzını burnunu kırardım" vs vs. evet ama orada gözden kaçırdığım soruyu bu vesileyle görmüş oldum: ahlaki doğruluğu belirleyebilir miyiz, ve buna bağlı olarak şiddetten uzak bir yaşam sürülebilir mi, şiddeti kullanımını neye göre haklı veya haksız bulacağız ve aynı sorunun bin yeni varyasyonu. ahlak dnen kavram, öyle görünüyor ki, kendi içinde bir şiddetle birlikte geliyor, ve kimilerinin iddia ettiğinin aksine şiddet yaşamın dışında değil içinde bir kavram olduğundan bunda bir kötülük yok. (küçük bir not: acaba aradığımız şiddeti minimize eden ahlak mı? ve hangi şiddeti? ilk çırpıda sadece fiziksel şiddeti ele almak kolay gelse de psikolojik ve ekonomik şiddet de benim görüşümce ihmal edilmemeli.)

öyleyse yanıtlanacak soru "nazileri yumruklamak doğru mudur?" değil, "~~ben~~ nazileri yumruklar mıydım?" olmalı, ve bu da kendi içinde iki altsoruyla gelmeli: ideal görümde ve mevcut şartlar altında... çünkü bunun doğru veya yanlış olmasının bir önemi yok, besbelli ki yumruklayana göre doğru, yumruklanana -veya "siz solcuların bunu yapmaması lazım! hani liberalizm, hani düşünce özgürlüğü?!" diye öten sağcılara (ki, her solcunun liberalizmi, hatta stalin'e bakarsak düşünce özgürlüğünü bile desteklemediğini bilmek lazım)- göre yanlış. ben ne yapacağıma genelgeçer yanıtla başlayayım: evet, bence ırkçılık gibi şiddet dolu bir ideoloji -amacımız şiddeti minimize eden ahlakı bulmak ve uygulamaksa- zor kullanarak baskı altına alınmalıdır. bu konuda hiç bir tartışmaya gerek görmüyorum. dikkat edilmesi gereken nokta uygulanacak şiddetin ölçüsü olmalıdır, zalim olmak istemiyorsak zulme gerek yok.
peki mevcut düzen içinde? eeh~~ uygulanan şiddetin adam kameralara demeç verirken gelip ağzının ortasına yumruğu patlatmak şeklinde olması siyaseten çok yanlış bir hamle gibi geliyor. hem adamı gariban/mazlum sevmeye hevesli kitleler için kolay bir kahraman haline getiriyorsunuz, hem de "siz solcular bunu nasıl yaparsınız?!" diye tartışmalara malzeme yaratmış oluyorsunuz. öyleyse ben ne yapardım? eğer illa adamın ağzının ortasına yumruğu patlatacaksam -ki bana kalırsa bu, sonuça odaklı olmaktan ziyade kişisel tatmine dönük bir hareket olurdu- bunu ya daha görünmez yerlerde yapar, ya da tam tersi tam da kendi propaganda araçlarının karşısında yapardım. çünkü eğer uçlarda olmanın savaşı veriliyorsa bunu uçların gündemine taşımak lazım, "merkez"in değil. onun yerine sanırım daha iyi bir (bu defa bireysel olmayan) eylem olarak adamın konuşmasından hemen sonra kamerayı ele geçirip kendi mesajımı sunardım, işte, "bu faşistin nefret dolu söyleminin yerine daha iyi, daha güzel bir gelecek!"
ya ideal görümde ırkçılara nasıl bir şiddet kullanımı sunardım? hapis ve rehabilitasyon? gerçi şimdi bu iki kelimeye bakınca söz ettiğimin akıl hastanesi olduğunu anladım, ya da akıl hastanelerinin rehabilatsyon amacı da taşıyan bir hapisane olduğunu. öyleyse naif liberal sorabilir: "ne yani, sence ırkçılık bir akıl hastalığı mı?! bu ne kadar da dehumanizing bir yaklaşım!" ama hayır, bence akıl hastanesi illa akıl hastalarının gittiği değil, varlığıyla toplumun çalışmasına zarar verebilecek olanların da gidebileceği bir yer ve öyleyse evet, ırkçıları bu kategoride görüyorum. bir kişinin ırkçılığının altında yatan sebepleri analiz edip çözme çabasının da her zaman sonuçsuz kalmayacağına da inanıyorum.


yani toparladığımızda söyleyeceğim nazi yumruklamanın yanlış değil, sadece kısa vadede faydasız, uzun vadede belki de zararlı olduğu. yoksa uç bir görüşün uç bir yanıt almasında şaşılacak bir şey yok, ancak amaçlanan şey uçlarda birikip iki kutupluluğa dönmek değil, ortalarda, ılımlılıkta birbirimize yaklaşıp çok kutuplu olmaya imkan bulmak olmalı. aksi takdirde toplumsal bir yaşam inşa edilemez, farklı fikirler inşa edilemez, merkezin etrafından ufak uzaklaşmaların ufak şiddetlerle (mahalle baskısı gibi, ekonomik sıkıntılar gibi) karşılanmasına imkan kalamaz.
kastettiğim şu: sosyetenizde ırkçılara izin verdiğiniz sürece, gelip onun ağzına yumruğu çakacaklara da izin veriyorsunuzdur (düşünce özgürlüğü? fikirler ve hareketlerin arasında birebir bir ilişki olduğu fikrimi "dine hakaret ve..." yazımda dile getirmiştim) oysa mahallenin kavga ettiğiniz abisiyle en fazla dükkanından alışveriş etmeyecek kadar küsmeniz mümkündür... buna iyimserlik denebilir mi bilmiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder