2026-07-07

Uncanny X-Men 211-220

bıraktığımız yerden devam ediyoruz.

yazarlar: Chris Claremont

çizerler: John Romita Jr, Bret Blevins, Rick Leonardi, Alan Davis, Barry Windsor-Smith, Jackson Guice, Dan Green, Mark Silvestri

  1. Aksiyon dolu bir sayı. Tünellerde boy-band gibi poz veren Marauders, önüne gelen morlock'u öldürmeye başlıyor. Bu esnada bundan habersiz X-Men "son zamanlarda ne dayaklar yedik" diye kahramanlığa ara verip bir süre "sivil" takılmanın peşindeyken bir morlock'un son nefesiyle kapılarına gelip yardım dilenmesiyle durumdan haberdar oluyor ve görevin beklemeyeceği bilinciyle tünellere iniyorlar. Bitmek bilmeyen bir kavga: önce Nightcrawler etkisiz hale geliyor, Shadowcat ve Colossus kendi başlarına Arclight ve Scalphunter'la boğuşuyor, Wolverine tünellerde orijinal X-Men'in (şimdiki adıyla X-Factor) varlığını hissediyor ancak onlara ulaşıp konuşamadan tünel çöküyor, yavaş yavaş dövüş kızışıp Marauder'lar ve X-Men teker teker düşüyor. Rogue'u bir enerji zıpkınından koruyan Shadowcat ara-fazda kalıyor, Colossus elini kana bulayıp Riptide'ı öldürüyor. Storm en sonunda hayatta kalan morlock'ları malikaneye sığınmaya götürürken geride Wolverine'i bırakıyor: "bana sorgulamak için bir tutsak yeterli, geri kalanı senindir." DAMN!
  2. Wolverine tünellerde avda. Betsy Braddock/Psylocke'un ekibe ne kadar yeni girdiği ve henüz tam olarak kabul edilmediğini fark ediyoruz, bu arada şiddete doğal bir yatkınlığı olduğunu da. [Tamam, artık sormak zorundayım: vahşi psişik kadınlar gerçekten de bir Claremont fetişi olabilir mi? Emma Frost, Rachel Summers, şimdi de Betsy Braddock?!] Neyse, sayının devamında malikanede hayatta kalmış morlock'ları tedavi etmeye çalışan ve başaramayan Dr. Moira'yı görüyoruz.
    Storm X-Men'i getirdiği halin dehşetiyle yüzleşmekte zorlanıyor, sonra da sadece sorumluluklarından değil giysilerinden de kaçıyor. Sence nudizm için en uygun zaman bu mu Storm?! Neyse, sonunda ex'i Callisto tarafından tokatlanıp aklı başına geliyor.
    Wolverine tünellerde X-Factor'ün yanındaki Jean Grey'in kokusunu alıp algılarından şüpheye düşüyor, ardından da Sabretooth'un elinden morlock şifacısını kurtarıyor. Bu arada, nasıl ki Mystique'in Nightcrawler'ın annesi olması istendiği en başından belliyse, Sabretooth da bariz şekilde Wolverine'in kavgalı olduğu babası şeklinde yazılmış.
    Sayının sonunda, Thor'un Morlock Tünelleri'ni aleve boğup bu yitiklere bir viking cenazesi bahşetmesinin ısı dalgası Xavier tünellerine kadar vuruyor.
    Geleceğe olta: Colossus Magneto'nun ameliyatına rağmen yaraları sonucunda felç kalıyor.
  3. Psylock'un bize "burada bir yabancıyım" demesiyle açılan bu sayı, Mutant Katliamı'nın kalıntılarıyla boğuşuyor. Komada/etkisiz durumda 3 X-Men (Shadowcat, Nightcrawler, Colossus), kendine ve hislerine güveni yerlerde iki asil üye (Storm ve Wolverine), revir ağzına kadar dolmuş, hangar Thor'un aleviyle yanmış... X-Men, dibin de dibini boylamış durumda. [Betsy/Douglas romantik gerilimini ben unutmak istedikçe Claremont hatırlatıyor. BAYAN N'APIYORSUNUZ O DAHA ÇOCUK, ÇOCUK!] Sayının esas olayı, Betsy'nin malikaneyi basan Sabretooth'la boğuşup, bir de bir komployla Sabretooth'un zihninden ihtiyaç duydukları bilgileri alınca yiğitliğiyle tam bir X-Man olduğunu ispatlaması.
    Geleceğe olta: Magneto, Hellfire'ın Ak Kral'ı olmaya davet edildiğini duyurup bunu tartışmaya açıyor. sayı 210, 2. sıradaki "geleceğe olta" devamı olarak Dazzler iyice deliriyor (mu acaba?!) Yaralılar Muir adasına naklediliyor.
  4. "Ben aslanı pençe izinden tanırım" dercesine kapak ve ilk sayfadan çizerin BWS olduğunu anladığımız bir sayı. Sonunda Dazzler'a odaklanıyoruz. Yedikleri darbeler sonunda bir sonraki Marauder baskınını kaldıramayacaklarını bilen X-Men, yola koyulmadan önce Dallas'ta ortalığı birbirine katan Dazzler'ı, onu ele geçirmiş kötücül varlık Malice'ten kurtarıyor. [Bu arada, sık sık olduğu gibi, bir kez daha Rogue'un kıyafetler parçalanıyor.] Malice'in bir noktada Rogue'u da ele geçirip onu ifşa etmek için kameralar karşısında "X-Men'in bir parçası Rogue'um ben!" diye bağırması komik, Malice Storm'u ele geçirdiğinde Storm'un "o işler o kadar kolay değil" diyerek tasmasını söküp atması ise havalıydı. Sonuçta "X-Men bir daha birbirine güvenebilecek mi?!" gibi bitiyor ama bu geleceğe bir olta değil, ben size söyleyeyim: güveniyorlar.
  5. Madelyne'in buhranıyla açılıyor. Meşhur uçak kazası, birden ambulansa geçiyor, orada "oğlum" diye sayıklayarak uyanıp apar topar kaçıyor ve kendini San Francisco'da buluyor. Peşinde onu kaçıranlar: Marauders'tan Arclight ve Scalphunter. Sekans, "vurulması" ile bitiyor. Tam neyin ne olduğu biraz karışık, bunu #206'de apar topar hastaneye getirilişinin flashback'i diye yorumluyorum. Zaten sayının devamında, bulunduğu komadan da çıkıyor. X-Men cephesinde, 213'te söz edilen Muir adasına taşınma işi tamamlanmak üzere. Geçen sayıda gruba katılan Dazzler, bir de bir Annual'da (#10) gruba katılan Longshot da Storm'un kafasında bir soru işareti olarak dolanıyor. Günün sonunda, New York'ta sadece Wolverine ve Storm kalıyor. [Bir de tabii New Mutants ama onlar yokmuş gibi davranmaya devam ediyoruz.] Bu ikili, Marauders'ın çevrelerindekilere saldırdığını fark edip Jean'in kız kardeşi Sara Grey'in evine gidiyor ancak orayı kül halde buluyor. Bu yangın, X-Factor sayılarının birinde yaşanmıştı ve o esnada orada bulunan Cyclops ve Jean Grey'in kokusunu alan, zaten halihazırda kendi hislerine güveni de yerlerde olan Wolverine tam anlamıyla delirip ormana kaçıyor, bu esnada da Storm'a bir patlatıp bayıltıyor!Baygın Storm üç adet süper güçlü 2. Dünya Savaşı gazisi tarafından kaçırılıyor. Yani, biraz tuhaf bir setup. Filler desek filler değil, ama filler değil de diyemem. Uzun lafın kısası, emekli olunca vatana olan görevlerini yarıda bırakmaktan rahatsızlık duyan süper-askerler dellenip kelimenin tam anlamıyla "suç avcılığı" yapmaya koyuluyor. Eee, bu zaten yok muydu? Punisher mesela? Neyse, sayı bu üçünün Storm'u ve uyuşturucu satıcısı sivil bir kadını ormana salmaları ve 12 saat sonra peşlerine düşmeleriyle bitiyor.
  6. Önceki sayıdan devam: Jean'in kokusuyla kendine güveni yok olan Wolverine ormanda bir hayvan gibi geziyor. Bu esnada Storm da mutant güçleri olmadan ne kadar X-Men lideri olabileceğinin muhasebesinde. Bunun bir parçası da kendilerini kaçıranlara yönelik ölümcül bir tuzak kurmak ya da kurmamak şeklini alıyor, sonunda kurmamayı ve ideallerini korumayı seçiyor. Sürekli olarak yanındaki uyuşturucu satıcısı kızı korumanın kendisini ne kadar kötü bir konuma soktuğunu düşünüp gene de korumaya devam ediyor.
    Her ne kadar "filler" bir çift sayıda görmüş olsak da bu emekli Punisher'lar ve uyuşturucu satıcısı için iyi bir karakter analizi yapılmış. Storm'u kıyaslamak için de iyi bir fırsat olmuş. Bu ve önümüzdeki sayılarda ekibin çekirdeğini oluşturacak ikilimiz Mutant Katliamı'nın duygusal yaralarını sarıyor, bir kez daha kendilerine ve ekibe güvenmeyi, oyunu kendi kurallarına göre oynamayı öğreniyor/hatırlıyor. Ayrıca, gelecekteki "İsyankar Cyclops" arc'ı gibi burada Storm'un da reaktif değil proaktif bir rol çizmeye başladığını görüyoruz.
    Bu esnada ekibin geri kalanı Muir adasına varıyor. Plan, Storm haber verene kadar orada kalmaları.
  7. 2 sayı Storm-Wolverine ikilisine odaklandıktan sonra 2 sayı iskoçya tarafına bakacağız. "Kirby boş duranı sevmez" diyen X-Men, adada antrenmana çıkıp boğuşuyor. Psylocke neredeyse Rogue dahil 3 kişiyi tek başına indirecek. Anladığım kadarıyla Claremont'un bu sıralardaki gözde "savaşçı prenses"i Betsy olacak. Bu dövüş sonunda Sean/Banshee onları "ekip olmanız lazım, bireyler toplaması değil" diye paylayadursun, Callisto da X-Men'in ekip olmazsa yok olacağını başka şekillerde söylüyor. Dazzler kahramanlığın yoğun beklentilerine ayak uydurmakta zorlanıp felekten bir gece çalmak için sivilleri çekiyor. Sabaha kadar partilediği bir gecenin ardından ufak bir kahramanlık için yolda hız yapan Juggernaut'un peşine koyuluyor. Yutamayacağı lokmayı ısırmak böyle bir şey olsa gerek. Neyse ki o akşamki date'i Sean Connery "yazık, bu mal ölür" diyerek X-Men'i yardıma çağırıyor. Bu arada şans Dazzler'dan yana çünkü Juggernaut azılı hayranı çıkıyor da 5 saniye içinde 5 ayrı parçaya bölünmüyor. Dazzler kendi kendine kahramanlık yapabileceğini ispatlamak için hem Juggy'i hem de kendini zorladıkça zorluyor, sonunda da bu stresi kaldıramayıp Juggernaut'un kollarına yığılıyor. Son panelde "Hayır, Dazzler'a tapardım, onu öldürdüm!" diye ağlayan Juggernaut gerçekten içimi cız ettirdi. (Merak etmeyin ölmüyor.)
    Bu arada düşünüyorum, Juggernaut ne kadar power set'inden uzak işler peşinde. Ülkelere warlord gibi konuşlanabilecekken vizyonu/hedefleri en fazla sokak seviyesi suçlarda. Redemption demek iddialı olur ama gerçekten Marvel'ın en ponçik kötüsü galiba.
    Geleceğe olta: Fantastic Four vs X-Men mini serisi için ufak bir hazırlık olarak bir balıkçı gemisinde "efendim Dr. Doom" diyen bir kişi var. Dazzler, kendi serisinde Rogue'la kapıştıktan sonra hala ona güven sorunları yaşıyor.
  8. Dazzler'ı "öldüren" Juggernaut onu (canlı canlı) gömmüş, geri kalan X-Men tarafından kurtarılıyor. Geçen sayıdaki "ekip olmamız lazım, bir bireyler toplaması değil" konuşması bir kez daha tekrarlanıyor, sonra da Edinburgh'u alt üst eden Juggernaut'u durdurmak için yola çıkılıyor. Tabii söylemesi kolay, henüz bu dersi tam içselleştiremediklerini göstermek için önce teker teker gidip tokatlanıyorlar, sonra hep birlikte, bir ekip olarak saldırıp günü kurtarıyorlar. En azından günün bir kısmını: Jugs dikkat dağıtırken ortağı (öhm, "partneri") Black Tom bir banka soyuyormuş.
    Geleceğe olta: Scott'un kardeşi Alex ve sevgilisi Lorna çölde bir trafik kazasına karışıyor. Onlara çarpan arabanın ait olabileceği bir yeri araştırdıklarında bir yıldızbalığı görüyorlar ve dünyaya bir kez daha Brood tehdidinin geldiğini çıkarıyorlar.
  9. "Oyunun adı: Havok'a bir haller oluyor!" Havok bir sebeple X-Men malikanesine gidip döndükten beri sürekli gezisiyle ilgili kabuslar görmeye başlıyor. Bu gizemi çözmek için bir kez daha yola düşüyor, araştırması onu Hellfire Club'da Magneto'yla yüz yüze getiriyor, soğuk New York kışında bir bilinmezliğin ortasında dımdızlak kalıyor. Sonunda kulüpten çıkan Magneto'yu artık boşalmış Morlock tünellerine takip edip orada düşmanlarından saklanan X-Men'i basıyor. Kabusları ve duyduklarının dehşetiyle sinirleri pamuk ipliğine dönen Havok, arkadan yaklaşan Rogue'a saldırınca kendini ani bir dövüşün içinde buluyor. Dövüş bittiğinde X-Men sırlarının Havok tarafından duyulmasına nasıl bir tepki vereceğini tartışıyor [Psylocke'un önerisi: "Wolverine'in yapacağını yapalım: öldürelim" oha Betsy n'aptın?]
    Geleceğe olta: New Mexico'da kalan Lorna, Marauder saldırısı sonucunda Malice'in kontrolüne giriyor.
  10. Kapak çizimiyle başlayalım: ön planda uyuşturucudan beyni akmışa benzeyen Forge, arka planda "paramı ver ulan şerefsiz!" dercesine kapıdan giren Storm. Nasıl bu kadar komik bir kompozisyon yapmışlar, helal olsun.
    Sayının kendisi Forge-Storm'un fırtınalı aşkı ve bozuşmalarını anlatan güzel bir fablla açılıyor. Gerçek dünyada, Storm gururunu ayaklar altına alıp tekrar X-Men'e layık bir lider olmak ve güçlerini geri almak için Forge'un kapısını çalmaya niyetleniyor. Yokluğunda da ekibi Wolverine'e emanet ediyor. Wolverine hala kendine güvensizlik triplerinde görevi reddediyor ama Storm yakasına yapışıp "beni delirtme ufaklık" diyince gönülsüzce de olsa kabul ediyor. Storm, Forge'un mekanı Kartal Yuvası'nı terk edilmiş buluyor. Yukarılarda, Naze (bkz: #187-188) Storm'un gelişini bekliyormuşçasına hazırlıklar yapmaya koyuluyor. Forge'un evi bir harabe halinde, etraf Storm hologramlarıyla bezeli. Hologramlar yüzünden neyin gerçek, neyin sahte olduğu belli olmadan, Storm'un ilişki muhasebesi yapmasıyla geçen sayfalar var. Sonunda Forge'u bir tahta bağlı şekilde, "onu geri getir!" diye yalvarırken buluyoruz ama hayır, bu da bir hologrammış! Gölgelerden çıkan Naze kısaca Forge'un ötelerden gelen Düşman'ın pençesine düştüğünü ve eğer onu kurtarmak mümkünse kurtarmak, değilse de bu tehlikeyi sonlandırmak için Storm'un yardımını istiyor. Storm biraz dirense de Forge'un delirip Düşman'a düşmesindeki sorumluluğu kabullenip bu isteği kabul ediyor.
    Geleceğe olta: son panelde Naze'nin hiç de güven uyandırmayan gülümsemesi en saf okuyucuya bile bir şeylerin ters gittiğini anlatır.

Yazıyı yazarken dikkatimi çeken iki husus var: 1) Ne kadar çok çizer değişmiş! 10 sayıda 8 sanatçı çalışmış! Belli ki JRJR'ı başka bir dergiye kaydırmışlar, yerine gelecek kişiyi de hemen bulamamışlar. Ancak merak etmeyin, sonunda gelen Marc Silvestri uzun bir süre serinin ana çizeri olacak. 2) Claremont son zamanlarda özellikle heyecanın yükseldiği noktalarda "düşünce akışı" gibi noktalama vs demeden yazma tekniğini çok kullanmaya başladı. Nonconventional bir teknik olduğu için çok kullanılması bir noktada rahatsız etmeye başlıyor. Umarım yakında bundan vazgeçer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder