tabanın en kalifiye üyelerinin bile böylesi bir umutsuz karamsarlığa sürüklendiği muhalefet, göstere göstere gelen kimi şeylere büyük bir sürprizmiş gibi davranmaya devam ediyor. tam tarih veremesem de son bir kaç aydır süregiden "seçim aşağı seçim yukarı" konuşmaları meyvesini verdi: bu hafta içinde, 60~ gün sonra gerçekleştirilecek bir erken seçim duyuruldu. sürpriz olmamalı, hele ki işi bunların takibi ve hazırlığı olan insanlar için. öyle ki işi bu olmayan kimi insanlarda dahi buna yönelik çalışmalar başlamıştı. gene de tarihin bu kadar yakın olması da kimsenin beklediği bir şey değildi herhalde. öyleyse hızlı tarafından bir şekilde oturup konuşmak lazım; bu da beni olayların tam anlamıyla soğuyup sakin kafa bir analiz yapma fırsatı bulamayacağım kadar yoğun tartışmaların içine soktu ve bu yazıyı yazmaya yönlendirdi.
Hissiyat 1: "İktidar çok ümitsiz vaziyette!"
bu hissiyat hakikatin ta kendisi dâhi olabilir. iktidar için en doğru hamlenin erken seçim olacağı, çünkü kötüleşen ekonominin yaratacağı sıkıntıların ve yaklaşan iyi parti (üzerinden aylar geçti ama insanların siyasi partilerine ciddi ciddi bu ismi koyabileceği fikriyle hala barışamadım) dalgasının normal tarihli bir seçimi iktidarın aleyhine döndüreceği zaten kimilerince söyleniyordu. bunu söyleyenler dahi 2 ay sonrası olmasını şaşkın bir şekilde "demek ki ekonomi sahiden de battı batacak!" diye karşıladı. doğrudur. ama b. kadercan hocanın da dediği mühim bir nokta var: "iktidar normal tarihli bir seçimi göze alamayacak kadar tehlike altında hissediyor olabilir. ama öyleyse bile 2 ay sonraki bir seçimi göze alacak kadar cesur da hissediyor, ve belli ki kazanmak için bir stratejileri var." ve bu da bizi can alıcı soruya getiriyor: peki muhalefetin planı ne?Hissiyat 2: "Hangi muhalefet?!"
evet, maalesef bu ciddiye alınıp sorulması ve yanıtlanması gereken bir soru. 4 yıl kadar önce yerel seçimler esnasında söylediğim "kazanan her şeyi alır" seçimleri artık ulusalda da uygulanıyor, bu da bizi pratikte iki partili bir sisteme girmek demek (bunun doğallığına en bilinen örnek ABD, ve oyunun kurallarına dair analitik bir bakış için bkz) o zaman da... ikinci parti kim olacak? buna şu an en yatkın aday CHP denilebilir, ama o da kendi ideolojik karaktersizliği nedeniyle tabanıyla bir sürtüşme halinde. her ne kadar partilerin ideolojik ve siyasi olarak ikiye ayrılabileceğini ve iyi bir siyasi partinin iyi bir ideolojik parti olmasına gerek olmadığını (bkz: AKP) bilsem de... CHP iyi bir siyasi parti de değil. (bugün ülkedeki en iyi ideolojik partilerin LDP ve KP geleneği olduğu söylenebilir)o zaman aslında gizli bir "nasıl bir muhalefet?" sorumuz da var, ki bu da bizi şuna getiriyor:
Hissiyat 3: "Boykot?"
seçim boykotu bir seçenek midir? elbette; ama ondan da önce farkedilmelidir ki özünde siyasi bir hamledir. eğer siyasi bir hamle siyasi olmayan hedeflerle yapılıyorsa buna gönül rahatlığıyla "lümpenlik" diyeceğim. eğer hedef "apolitik yaşama özgürlüğü"yse -ki aslında bu da politik yaşamaktır ama siyasi bir hedef olduğu için lümpence değildir- o zaman bu özgürlüğün geniş ve dar çapta bedelleri tartılmalı ve ona göre bir karar verilmelidir. apolitizmle kastedilen bir çeşit nihilizm olduğu için bu tabii ki bireysel bir karar olacaktır.bir de, muhalif tarafın en hoşuna gidebilecek boykot var: seçimlerin meşruluğuna gölge düşürmeye yönelik, tartışılamayacak kadar politik bir hamle. şimdi, söz ettiğimiz böylesi bir boykotsa o zaman bu hamleyi şunları göze alarak yapmak lazım: buna katılımı meşruluk tartışmalarını haklı çıkaracak seviyede oluşturabilir miyiz? diyelim ki böyle bir tartışma açılabildi, sonrasında bu tartışmayla nereye gidilecek? eğer bir meclisi tanımıyorsan (ama seni 'seçen' iradeyi tanıyor ve buna bağlı olarak kendi meclisini oluşturuyorsan) olabilecek en yüksek muhaliflik noktasına erişip olabilecek en ağır kriminalizasyonu kabul edebilecek misin? seçen iradeyi tanıma iradesini ne kadar ileri götürebileceksin? ve ilk soruya geri dönersek... böyle bir tabanın var mı?
şu an böylesi bir taban ancak ve ancak AKP'de varmış gibi görünüyor. dolayısıyla onların dışındaki aktörlerin boykotu iyi ihtimalle bir apolitizm, kötü ihtimalleyse lümpenlik olacak gibi geliyor. öyle veya böyle, siyasi liderlerin (burada kastedilen sesi duyulan ve dinlenen kişiler) örgütlülüğüyle yapılacak bir şey... zaten çok zor, hele ki 2 ay içinde neredeyse imkansız.
Hissiyat 4: "Muhalefet diyordun?"
siyaset de görünüşe göre bir şeyi kırk kere söylersek gerçek olacağı ilkesiyle işliyor (bkz: erken seçimin kendisi) ve şaşırtıcı bir şekilde SP de konuşa konuşa kendisini tekrar var etti, ciddi ciddi onunla ittifak vs.den söz ediyorlar. geçelim.MHP'ye muhalefet demek de vicdansızlık olur, muhalif olmamak adına yapılabilecek her şeyi yaptılar.
geriye CHP ve İP kaldıysa... bunları da biraraya getiremeyeceksek (getiremeyecek miyiz? bu da tartışmaya açık. CHP'nin ideolojik karaktersizliğinden söz etmiştik, merkez-sol'dan daha solda kalan seçmeni pahasına merkez-sağ'dan daha sağda kalan büyük kalabalığı tercih edebilir. etmeli midir? birazdan geleceğim) yüzümüzü hangisine dönelim? zor bir soru, ancak zor zamanların çaresiz kumarlar gerektirdiği prensibiyle siyasetsiz CHP'dense daha şekillendirilebilir olan İP daha iyi bir seçenek gibi görünüyor. neden? çünkü her şey eskisi gibi devam ederken bir şeylerin değişmesini beklemek için bir neden yok.
Hissiyat 5: karamsarlık...
öyle oldu, değil mi? vaziyet iyi görünmüyor, ben de gücü gitgide kısıtlanan bir muhalefetin parçası olarak düşünüp konuşup yazmanın ötesine geçemiyorum. güzel günlerde görüşmek üzere o zaman?[ekleme: bunu yayınladıktan 3 gün sonra CHP, İP'in seçime girebilmesi için onlara 15 vekil transfer etti. bunun ideolojik yankıları devam etse de siyasi bir hamle olarak başarılı olduğu söylenebilir.]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder