2011-02-08

Durum Değerlendirmesi

bir şeyler yazmalıyım. görev ve sorumluluk bilinci içinde hareket ettiğimden değil, sadece bir gereklilikten söz ediyorum. kümeler üzerine 2. yazımı yazmayı düşündüm, ancak eksik bilgiyle hareket ettiğimi fark ettim. sanırım o iş ders kitaplarımı bulana kadar bekleyebilir. wikipedia bu konuda yardımcı olmuyor değil, ancak gene de kullanıcıların bilgisiyle oluşturulan platformlara pek itimadım yok -her ne kadar, özünde bu blog da kullanıcıların bilgisiyle oluşturuluyor olsa da-

imparatorluk günlüklerine devam etmek kulağa zor geliyor. başlamak kolay, ancak devam ettirmek değil. kafandaki gölgeleri kağıda dökmek kolay, o gölgelerin kağıttaki haline bakıp eti ve kemiği gördükten sonra onları hareket ettirmek zor. bir noktada hamur parçalarına şekiller veren adamdan kuklalara ipleri takıp hareket ettiren kuklacıya dönüşülüyor. ancak kafamda o dünya, o imparatorluk, o multiverse için çok fikir olsa da -aslında multiverse için mütevazi fikirlerim yok, fazla büyük hikayelere girişmeyi de ben istemiyorum- bir sürü hikayeye birer adım girmektense bir sürü hikayeyi yavaş yavaş ilerletmek daha doğru geliyor. o yüzden bir ara şu elfle insan duosu ve yarıejdere dair daha çok şey yazacağım, hiç bir şey için değilse dünyadaki farklı yerlere bakabilmek için. belki imparatorluk sınırlarını bile terk edebilirim. büyük bir dünyada yaşıyoruz, ufkun ötesinde başka ufuklar var. ama, en başında dediğim gibi, bu pek kolay değil. tembel insanlar için ertelemesi çok kolay bir işten söz ediyoruz

söylenmeye değer ne oluyor ki başka? bu sezonki animeler hakkında bir fikir belirtebilirim, ancak bu yazı içinde olmayacak. iş güç hakkında mızmızlanmayı ise yapacak olsaydım bu amaçla başladığım ve bitiremediğim taslak üzerinde çalışırdım. sosyal yaşam desek, pek heyecanlı olduğu söylenemez. son olarak felsefi tartışmalara girişebilirim, ancak insanın kendisiyle tartışması, başkalarıyla tartışması kadar heyecanlı olmuyor çünkü kendinle ne kadar tartışırsan tartış, bunun sonunda daha önce duymadığın bir şeye rastlama ihtimalin yok. başkalarıyla tartışırken bu ihtimal ufak da olsa var, şanslıysan gerçekten de kendini yeni bir şeyler öğrenmiş, farklı bir bakış açısına vakıf olmuş hissedibiliyorsun. başkalarıyla yaptığım tartışmaları da buraya taşımak pek manasız geliyor. neyse, geçen sene gibi ikna olduğum yüzyüze konuşmanın da değer verilebilir bir iletişim aracı olduğu fikri böyle anlarda kendini tam ağırlığıyla hissettiriyor. bir kenara kimin okuyacağı belli olmayan koca koca şeyler yazmak (bu blog), kimlerin okuyacağı belli olan ufak ufak şeyler yazmak (twitter), yanıt verilebilen ve kimlerin okuyacağı belli olmayan koca koca şeyler yazmak (forumlar), yanıt verilebilen ve tek bir kişiye yöneltilen ufak ufak şeyler yazmak (anlık iletiler), yanıt verilebilen ve tek kişiye yöneltilen koca koca şeyler yazmak (mektuplar, çünkü kabul edelim, epostalara yanıt vermek alışkanlığı olan insanlara denk gelmek fazlasıyla zor)... bunlardan konuşmaya en yakın şey anlık iletiler, ancak onun da aslında ne kadar uzak olduğu aşikar. konuşmak farklı bir şey, daha iyi veya daha kötü değil, sadece farklı ve başka bir alternatifi yok. GitS'de kitap okuyan tachikomanın dediği gibi, bu veri aktarımı için verimsiz bir yol, ancak yolun kendisi onu değerli hale getiriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder