az önce sildiğim paragrafa girdiğim son cümle gidip o blog girdisinin altına 'qq moar!' diye yorum atmam yönünde bir ilham vermişti, o ilhamın geldiği noktayı görüyoruz.
-yeni ders programıma baktım, 'a-aa boşmuş' dedim. sanırım bir noktada bir netbook almak zorundayım, böylece kütüphanede saatlerce anime izleyebilirim. bir başka boş vakit değerlendirme alternatifi de gidip sportif işlere bulaşmak. kas yoğunluğum artar ve göbeğim insani boyutlara -kendime haksızlık ediyorum, toplumun obez olarak adlandırdığı bireylerden değilim- inebilir. fena fikir değil. tek gereken şey, üşenmemek
-netbook diyordum, ekran çözünürlüğü mü RAM mi karar veremedim, 1366x768p vs 1024x600p ve 1gb vs 2 gb. ikisini birden içeren seçenekler ise alınmayacak kadar pahalı geliyor
-mısırda mübarek bey istifa etmiş, yerine ordu gelmiş, meclis kapatılmış, ordu bir noktada iradeyi halka teslim edecekmiş. ordu sevmeyen bir adam olarak, bir kaş kaldırıp takip ediyorum. son olarak, alıntılamak gerekirse: "yönetim gücü suda yan gelip yatan ve etrafa bıçaklar dağıtan kadınlardan gelmez!"
-imparatorluk günlüklerimin imparatorluğu için bir isim uydurabildim sonunda: efnalareen. kulağa çok mu elfçe geliyor? hiç bir zaman çok yaratıcı olduğumu söylemedim zaten. bir sonraki emre kadar bu ismi kullanacağım sanırım, estetik kaygılara boğulmak iyi güzel ama gene de bu imparatorluğun bir isme ihtiyacı var. tabii aslında, bu kıtanın ve gezegenin de, ama onlar sonra gelebilir. 'world' olan dünya gayet yeterli sanki. tabii bir de dünyaya kıtaları dağıtmam gerek. acelem var mı? sanmıyorum.
-çok sıkıcı bir kitap olan altın gölgeler şehriyle boğuşmakla meşgulüm. neden mi sıkıcı? çünkü yanlış yönlendirildim. pek sevgili yayınevi 6.45 4 kitaplık serinin ilk kitabını 3 parça halinde yayınlamış, ben de sanıyorum ki hikaye bu 3 kitapta başlayıp bitecek. sonra neden bu karakterler hala toplanmadı, falan filan. ama gene de, 400 sayfa falan okudum, belki daha fazla, hala bir A, bir B, bir C sisteminde geziyor. tamam, kalan 3 kitapla birlikte süpersonik şeyler olabilir, ama bu haliyle okunacak gibi değil. neyse, başlanmış kitabı bitirmek gerek. iyi olan şey çook ucuza almışım, 5.85 mi ne. gerçi bu kadar ucuz olması bana bir şey anlatmalıydı ama...
ama hey! en azından kenderyurdu gibi değil. geçen gün onu da kaybettiğimi sandığım ama aslında etmediğim kitaplarımın arasında buldum. gerçekten onu bulduğum için hiç sevinçli değildim, keşke kaybetseymişim. neyse, belki varlıktan çok sıkılırsam bir kere daha okumaya çalışır ve yokluğa karışırım. esas büyük keşif o kaybolmayan kayıp kitap 3lüsünden çıkan yerdeniz büyücüsüydü, böylece tüm seriyi yanyana koyabildim. gören de dragonball u birleştirdim sanacak arkadaş, ama olsun, kütüphanemde yanyana güzel duruyor -aha yaşanan bir deja vu- -ayrıca söylemeliyim, herhangi bir yere bakmadan klavye kullanabilir olmuşum- tabii bulunan kafka novellasıyla da bir ara ilgilenmeliyim
-yazın neredeyse gezeyim diyorum. akdenize kıyısı olan 3 ilimizi gezip görmek ilginç olabilir, üstelik bunu yazın yaptığım için eriyip ölebilirim, eve bir damacanaya koyup yollarlar beni. ne kadar da cazip bir fikir!
-bir tatilin daha ağzını burnunu kırdım, ne yaptım da bunu diyorum bilmiyorum, ama biraz kitap okudum, biraz oyun oynadım, tatmin edici miktarda dizi izledim, bir iki insan bile gördüm! buna inanabiliyor musun ha? ben açıkçası inanmıyorum, sanırım yalan söylüyorum. iyi yemekler yedim, iki kadeh bir şey içtim. vapura bindim de boğazı geçtim. aptalca şeyler işte, keyfim yerinde değil. QQ moar başlıklı bir yazıdan ne beklenirdi zaten! üstelik tool da dinliyorum, bu adamların dinlediğimde keyfimi düzelten bir şarkısı yok arkadaş ya -tamam belki vardır ama konumuz bu değil- ya biraz alaycılık ya da biraz melankoli
/*done*/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder