2011-02-01

İmparatorluk Günlükleri 2.1

güneş doğmak üzereydi. geniş bir ovanın ortasındaki yol, ufukta bulutlar, bulutların arasından sızan ışık demetleri. karaydan gelen hafif bir esinti çimenleri dalgalandırdı, batıdaki ağaçlıkta hafif kıpırtılara yol açtı. yolun kenarında bir kamp ateşinin sönmekte olan kalıntıları, onun hemen ilerisinde koşumlarından arınmış, keyifle uyuyan katır, katırın çekmekle yükümlü olduğu araba ve arabanın içinde uyuyan iki şekil.

frenne nerrander kıpırdandı, gözlerini açtı. hava sıcak değildi, battaniye de kalın değildi -aslında, pek temiz olduğu da söylenemezdi- ve ateşin sağladığı azıcık sıcaklık da kaybolurken uyumaya devam etmek pek kolay değildi. kalktı, battaniyenin kendi payına düşen kısmını da arkhan'ın üzerine serdi, yastığını kabarttı. 'küçük insan...' gülümsedi 'ne güzel uyuyorsun'. herhalde bir kere daha gün doğumunu görmüş olmaları gece vakti soyulmadıklarını ima ediyordu, arabanın altından önceki gün kestikleri odunlardan kalanın yarısı aldı ve tekrar ateşi canlandırdı. yeni güne hazırlanmak için yapılacak işler vardı, bunlardan da ne kadar çoğunu arkhan uyanmadan yaparsa o kadar memnun olacaktı. ufak bir elf olabilirdi, ancak doğuştan gelen çevikliğine bir de düzenli eğitimle sıkılaşmış kasları eklenince ağır işlerde arkhan'dan çok daha becerikli olması kaçınılmazdı. gene de aptal insan -ama kesinlikle şapşal değil- ona yardım etmeden duramaz, işleri eline gözüne bulaştırıp bir de mahcup olurdu. frenne onu mahcup görmekten hoşlanmıyordu, başkalarını mahcup etmek için zaman zaman özel bir çaba gösterse bile.

kap kacağı toparladı, el baltasını aldı ve ormana girdi. arkhan'ı yalnız bırakmaktan çekinmiyordu, gece vakti gelmeyen hırsız ve katiller güneşin doğmasını mı bekleyecekti? hem bir kaç işi bilmez onu rahatsız etse bile, kendini koruyabilecek yeterliliğe de sahipti. frenne bunu yıllar içinde defalarca görmüştü. önce gece için biraz daha odun kesti. 'lanet olası tapınak, insanları göreve gönderirken biraz da iyi teçhizat sağlamayı ne zaman öğrenecek acaba?' battaniyeden memnun değildi, kıçını kıymıkla dolduran arabayı da. 'gezgin tüccarlar değiliz ya, güya sizin kıçınızı kurtaracağız.' iş yaparken söylenmeyi seviyordu, vakit daha çabuk geçiyor, üstelik baltasını dallara saplarken daha keyifli bir ruh haline bürünüyordu. tapınakla bir alıp veremediği olduğundan değil, aslında işlerin nasıl yürüdüğünün farkındaydı, tapınağın gözündeki yerlerinin de. yenilenen odun yığını onları 2 gece daha idare ederdi, herhalde o süre içinde de yeni bir ağaçlık bulunurdu. ağaçlığın arka tarafındaki akarsuya doğru ilerledi. kaplar da, kendisi de biraz temizliğe ihtiyaç duyuyordu, mataraların da tekrar doldurulması gerekiyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder