bunu yazının sonuna yorum olarak atmayı da düşündüm, ama kalabalık görünsün diye vazgeçtim. şubatın 3. gününde şubat ayına ait 3 girdi olmazsa ertesi gün kendimi çok kötü hissederdim /*hayır, yalan*/
aslında yazı adamın "aptal olma" demesiyle başlıyordu. sonra bir yerde odayı anlatmaya karar verdim. bunu o paragraf içinde nasıl yapacaktım? dahası, dışarıdan bir gözlemci olarak nasıl yapacaktım? onun yerine adamın hikayesini adama anlatan biri oldum. aslında o da değil, okuyucuya anlatıyordum. ama ilk paragraftaki 'aşk yuvası' kısmına geldiğimde dinleyicimin adam olduğunu fark ettim, paragrafta kimliksiz dinleyiciye yönelttiğim şeyleri de adamı hedef alarak tekrar yorumladım.
sonra masa geldi. orjinal ilk paragrafta sandalyeden yeterince söz ettiğimi düşünüp masaya değinmem gerek dedim, ancak bir noktada 2. kişiye yazmaktan yoruldum, bunun okumayı çirkinleştireceğine dair bir inancım da vardı. o yüzden tekrar başlangıçtaki paragrafa ve dışarıdan bir gözlemci olarak yanımda duran dışarıdaki birine anlatmaya geri döndüm. bunun için de adama gözlerini kapattırdım ve '...' paragrafının yeterince anlaşılır olmasını umdum.
orjinal ilk paragraf... ilk fikrim kafamda oluşan görüntüyü karşıya başarılı bir şekilde anlatmanın gerekliliğiydi. odada uyuyacak bir yer olmadığının altını özellikle çizmek istedim, burası bir yaşam yeri değil, bir yaratım (?) yeri, bir atölyeydi. sandalyenin tahta olmasına gelince, oturanın tüm varlığıyla o rahatsızlığı hissedeceği bir yer olmasını istedim, rahatsız olmalıydı, kıymıklı olmalıydı, eski olmalıydı ve adam da böyle düşünmeliydi. ilginç bir şekilde odanın bodrum katta olduğu gerçeği bir noktada tamamen aklımdan çıkmış, ama çok da fark etmez. bomboş bir binanın bomboş bir odası olmasından fazla bilginin lüzumu yok.
evet, sanırım adama sigaradan bir fırt çektirip şırıngaya bir fiske vurdururken aklımda bu kadın vardı ve onu anlatmak için içim içimi yiyordu. kafasını ve giysilerini bütünüyle anlattım, ama vücuduna pek değinmedim. sanırım herkes o kafayı tutan omuzları tutan vücudu nasıl istiyorsa öyle düşünsün diye düşündüm. hayır tanıdığım böyle bir bayan yok. ve evet, bir iş kadını havası vermeye de bilinçli bir şekilde uğraştım. kıza uyuşturucu vermek fikri ise 'thrill of the kill' i arttırmak adına atılan bir adım. fazla erotik olmaması için adamı kızı daha edepsiz yerlerinden değil de alnından ve burnundan öptürdüm, istediğim şey biraz adamın kızı cinsel bir nesne olarak görmediğini, bir hammadde olarak görüp beğendiğini anlatmaktı. bunu yaparken kafasını tutması da bir güç arzusunun yansıması olabilir, ne de olsa erkekler kadınlar üzerinde gücü sever, her ne kadar bu kadar çiğ bir şekilde ifade edilmesini bayağı bulacak olsalar da. fazla erotik olmama hayalim adamın kızı yalamasıyla sona erdi, suratın bir şekilde silinmesi gerekiyordu ama roland'ın susannah'ın gözyaşlarını sildiği gibi öperek temizleseydi bu çok sevgi dolu bir sahne olurdu ve burada sevgi yok. ve itiraf ediyorum, 'dur lan onun adı maskara mıydı?' diye internette arama yaptım. yanlışsa sorumlusu o çok kullanılan arama motorudur.
kızın kollarını ezmek istemedim, ama sandalye o şekilde yatırıldığında -ve bunu istemiştim- eğer kolları henüz çözülmemişse -ki ilacın etkisinin o kadar ilerleyip ilerlemediğini bilmediği için risk almak istemiyordu- yapacak başka bir şey yoktu. kızın göğsüne oturması da kafasını kavraması gibi bir güç sembolü olabilir. ya da belki sadece daha fazla kucağına oturamayacak olmasındandır, artık kucağına en fazla sırtını dayar. kanla kaplanmış eller fikri sin city deki gözlüklü seri katilden aldığım bir görüntüye dayandırılabilir, nasıl tüm bu hikayenin fikri altın gölgeler şehri serisindeki seri katile dayandırılabilirse. sonrasında olabilecek şeylere dair bir fikrim var, ama hayal etmek de yazmak da fazla iğrenç geldiği için bıraktım. en sona da yazı çok havada bitmesin, bir de 'oda' fikrinden çok uzaklaşmayayım diye 2 satır daha şey karaladım. hikayenin gerçek sonunda kız korkunç bir şekilde ölüyor, ama ilaçtan dolayı pek acı çekmiyor, sadece çokça heyecanlanıyordu.
başlığın 'Oda' değil de 'The Room' olması ise, 'the' sayacını kullanmak, altını çizmek isteğimdendir.
[edit] ama şu soru hala yanıtsız: ne demek 'buraya gelirken neler olacağını biliyordun?' kız -kandırılıp- kendi rızasıyla mı gelmiş yani? öyleyse o odayı görmesiyle sandalyeye bağlanması arasında ne oldu? çünkü her hangi birinin o odayı gördükten sonra kaçmasını beklerim... 'rule of cool' her zaman işlemiyor mu yoksa? (ayrıca bkz: 'things that sound cool but actually are not' )
ayrıca [edit] kısmını düzeltmek için 20 kere edit lemem harika bir beceriksizlik. gece belli bir saatten sonra üretilen eserler pek verimli olmuyor galiba.
YanıtlaSil